İslam ile yoğrulmuş bu memlekette, İslam’ın kodlarından rahatsız olanların “özgür insan” diye idealize ettikleri felsefenin tek bir hedefi vardır: O da İslam’ın izdüşümü olan Müslüman kimliğidir. Bu kimliği hedef alan her türlü sosyal ve bireysel çaba; küresel ve yerel küfür güçlerince insanı alakadar eden her sahada planlı projelerle desteklenmekte ve yayılmaktadır.
Kültürel olarak sinema, tiyatro, müzik ve resim üzerinden kutsallarımızı aşağılamak; ekonomik olarak faizci ve tekelci düzene entegre olmayanları tecrit ederek rızık endişesi ile karşı karşıya bırakmak; siyasal olarak beşerî ideolojilere razı etmek; askerî olarak NATO ve BM işbirlikçiliğine mecbur bırakmak; dinî olarak mabede ve vicdanlara hapsedilmiş bir inançla yetinilmesini sağlamak; eğitim alanında ise materyalist ve seküler müfredatı bilimsellik kisvesiyle kanıksatmak gibi birçok proje, İslam topraklarında uygulamaya konulmuştur.
Hümanist ve safdil duygularla desteklenen “LGBT” projesi, aslında her türlü sapkınlığı şimdiden hoşgörü maskesiyle normalleştirme stratejisidir. Milleti internetteki dizilerle ve filmlerle eşcinselliğe alıştırdılar; gösterilerle ve siyaset eliyle bunu normalleştirdiler. Şimdi ise projenin ikinci aşamasına geçtiler.
İslam’ın evlatlarını ve muhataplarını tehdit eden tehlikeler çığ gibi büyümeye devam etmektedir. Büyüyen bu tehlikelerin son sıcak gündemi olan “eşcinsellik” tercihi ve talebi, bizleri ürkütmekte ve nesillerimizi tehdit etmektedir.
Eşcinsellik, pedofili ve benzeri durumları meşrulaştırma çabasının özgürlükle falan hiçbir alakası yoktur. Bu, tamamen onların sapkın inançlarının bir gerçeğidir. Şimdi en zayıf nokta olan “çocuklar” kısmını halletme çabasındalar. Eğer yaşananları sadece bir “sapkınlık” diyerek küçümsüyor ve önemsemiyorsanız, dönen dolapların ve olan bitenin henüz farkında değilsiniz demektir.
Ben bu durumu bir kanser hücresine benzetiyorum. O hücrenin varlığı ayrı bir meseleyken, ortaya çıkması için gerekli olumsuz şartların meydana gelmesini sağlamak bambaşka bir meseledir. İnsanın içinde nefsani ve olumsuz birtakım duygular olabilir; fakat kontrol yine insanın kendisindedir.

Bir de çocuklara farkındalık olsun diye sözde “cinsiyetçilik” ayrımcılığını önlemek ya da cinsiyetsizleştirmek için farkındalık projeleriyle başlayan sonra da “eşcinselliği” normalleştirmek için sinsi çalışmalarla algıları ve yönelimleri ile oynanıyor.

Pedofilinin (Çocuklarla seks güdüsünün) doğuştan gelen çok “doğal” bir duygu olduğunu. “Onlar çocuk sevici olmayı kendileri seçmediler. Onlara anlayışlı olmalıyız” diyorlar. “Eşcinsellik doğaldır, anlayışla karşılamak gerekir” diye başladılar, “Çocuklarla seks, doğuştan bir eğilimdir, anlayışlı olmak lazım”a geldiler.Arkası da gelecek.

İşin bu yönünü hep gizlerlerdi. Yabancı TEDX platformlarına bile çıkardıklarına göre seviyeyi bir çıta daha yükseltmeye karar vermişler.

Her rezalete karşı “duyar kasmayı” cidden kim başlattı? Çok baydınız, artık mide bulandırma noktasına doğru gidiyorsunuz. “Öldürme güdüsü de doğuştan geliyor” denilse, o zaman katillere de mi karışmayacağız? Yakında “pedofilibofik” ilan edileceğimiz günler de gelecektir; çünkü asıl tehlike, bu terimleri çok güzel süslüyor olmalarından kaynaklanıyor. Bir şeye “fobik” isen güya sen sorunlusun, hastasın, bozuksun ve nefret dolusun; “sınırsız aşka” karşısın (!)
Çocuk sevmek elbette doğuştandır; doğru. Ancak bunlar, insan doğasında var olan faydalı bir hakikati sapkınlık yönünden değerlendirerek yanlış çıkarımlarda bulunuyorlar. Bıçak mutfakta kullanılırken yararlı bir araçtır, fakat onunla insan öldürülürse zararlı bir alete dönüşür. Neticede Freud’un torunlarıdır bunlar; onlara göre tüm çirkinlikler doğaldır! İslam’ı hiç anlamamış, hayvani dürtüleri ağır basan aşağılık mahluklardır. Soros’un fon sağlayıp organize ettiği “LGBT” projesinin varmak istediği asıl nokta tam da budur.
Dikkat ederseniz, bundan on-yirmi yıl öncesine kadar Hristiyan, Yahudi, Hindu ve Budist gibi diğer dinlerin mensuplarının çoğunlukta olduğu ülkelerin gerek siyasileri, gerek aydınları, gerekse din adamları hep birden bu durumu bir tehdit olarak görmekte ve bu sapkınlığı engelleme çabası içinde bulunmaktaydı. Ancak kendi ifsat olmuş toplumlarını rehabilite etmede muvaffak olamayan Batı ülkeleri, nihayetinde fıtri cinsiyetleri bozmaya cüret eden pislik LGBT lobileri eliyle Müslüman toplumları hedef almaya karar verdiler.
Müslümanların aile ve nesil hassasiyetini bildikleri için bu sefer de aile ve nikâh mefhumunu tahrip etmek amacıyla kendi var ettikleri “eşcinsellik” virüsünü Müslüman toplumlara sokmayı başardılar. Hatta Körfez Arap ülkelerinde oldukça yaygın bir sapkınlık hâlini alan bu tehdidin büyüklüğü, ürkütücü boyutlara ulaşmıştır.
Bunun bir sonraki aşamasında “Ensest, doğuştan gelen cinsel bir içgüdüdür, anlayışlı olmak lazım” diyecekler. Ondan sonrasında ise “Hayvanlarla ilişki doğuştan gelen bir histir, anlayışlı olmak gerekir” iddiasında bulunacaklar. Sapkınlıklarının sonu yoktur; her defasında bir sonraki aşamayı zorlayacaklardır. Sonra “hayvanlarla” diyecekler, “ölüsevicilik” diyecekler… Nihayetinde Lut kavmi gibi yolda, beldede, her bulduklarına saldıracaklar. Allah çoluk çocuğumuzu muhafaza etsin. Bunları da ıslah etsin, ıslah olmayacaklarsa kahretsin!
Korkunç… İnsanın beyni duruyor. Egemen dünya, kötü olan ne varsa saklandığı yerden çıkarıp pazara sürüyor. Devletler ise milletlerin direnme gücünü işlevsiz kılıyor; kendileri ya hiçbir şey yapamıyor ya da bu süreçle işbirliği içinde hareket ediyorlar. Yazıklar olsun!
Yukarıda değinildiği gibi İslam’ı kendi din ve ideolojisinin önünde bir engel olarak gören her kesim, İslam’ın gayrimeşru kabul ettiği her şeyi sırf İslam’a olan hasımlıklarından ötürü sahiplenme ve müdafaa etme gereği duyuyor. Ülkemizde de boy gösteren bu “eşcinsellik” çığırtkanlığının tek izahı budur.
İşin asıl taaccüp edilen (şaşılacak) boyutu ise temiz akıl sahiplerinin ve fıtrat idrakine sahip her bireyin dahi reddedeceği bu sapkınlığı Allah’ın fiiline havale eden bir kısım dindar ve bir kısım aldanmış insanların arzıendam etmesidir. (Rabbimizi bu isnattan tenzih ederiz.) Neymiş; bu bir hastalıkmış, doğuştan gelen bir hastalıkmış ve onu da Allah öyle yaratmış!
Baktılar dindarlar vahyin ve fıtri ahlakın söylemi ile tepki veriyorlar; şimdi de “Allah ile aldatma” kafirliğine soyundular.
“Bak! Nasıl da Allah’a yalan yere iftira ediyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeter!” (Nisâ: 50)
“Allah onları kahretsin! Nasıl da uyduruyorlar?” (Tevbe: 30)

Hormon bozukluğu olan tedavi olur. Doğuştan tıbbi rahatsızlıklara sahip olanlar nasıl tedavi oluyorsa hormonal bozukluk da bir tıbbi vakadır; gider tedavi olurlar. Doğuştan gelen bir meyil olarak değil, şehvet putuna taparak sapanlara ne diyecekler peki? Nihal Atsız gibi bir kafatasıçı boşuna dememiş: “Bu memleket gerizekalılarla, delilerle, ruh hastalarıyla doludur.”
Eşcinselliği kötü ve çirkin bir iş olarak görmeyen, sapkınlık ve hayasızlık saymayan, özgürlük üzerinden hak talebine inananlar ve kendilerine saygı duyulması gerektiğini söyleyenler istihlal etmiş (haramı helal görmüş) ve kâfir olmuşlardır. Livatayı “onur” kelimesi ile ya da halkın çoğunun LGBT açılımını dahi bilmediği bir kısaltmayla normalleştirmeye çalışmak ise asıl ibneliktir. Melun ve necis bir güruh olan LGBT’lilere karşı Müslümanlar topyekûn seferber olup kolektif tepkilerini en yüksek sesle vermelidir. Bu yobaz, gerici ve çağ dışı kokuşmuşluğun kamu ahlakını ifsat etmesinin önüne geçmek için hükümet acil tedbirler almalıdır. Bu ahlaksızlığın kanuni yasaklar ve müeyyideler ile tecrit edilmesi gerekiyor.
Haddini aşan, zıddına inkılap eder. Küfrün gittiği yol, er ya da geç “esfel-i safiline” (aşağıların aşağısına) çıkar. Yüce Allah neslimizi ve Müslüman toplumları fesadın ve kokuşmuşluğun her türlüsünden muhafaza etsin; kâfirlerin projelerine karşı idrak etme ve irade sergileme basireti nasip etsin.

-Ammar Eseri-