İSLAMCI! GENÇLİĞİN YENİ İMTİHANI: ROMANTİZM ve HAYASIZLIK FİTNESİ

     Kullarının fıtratına hayayı ve iffeti yerleştiren Allah’a sonsuz hamdu senalar olsun. Kullarının en iffetlisi olan Nebilerine ve Nebilerin hatemi olan Muhammed Mustafa’ya salat ve selam olsun.

             Başlığı okuyunca bile belki birçok kardeşimiz konunun içeriğini tahmin edecektir. Zira bu konudan muzdarip ve rahatsız olanın sadece ben olmadığımı çok iyi biliyorum. Aslında uzun zamandır bu konuda yazmayı çok istiyordum fakat kendimi her seferinde bundan alıkoyuyordum, fakat sosyal medyadaki bazı paylaşımlara gözüm ilişince artık kendimi bundan alıkoyamadım. Bilemiyorum, bu yazım kimlere ulaşır, kimlere fayda sağlar fakat “Ameller niyetlere göredir.” hadis-i şerifini düstur edinerek ve Rabbimden de tevfik dileyerek ‘bismillah’ diyorum.

              Değerli kardeşlerim, Allah azze ve celle yarattıkları arasında kimseye vermediği birçok özelliği insanlara bahşetmiştir ki bu özellikler, insanı eşref-i mahlukat yapan vasıflardır ve bu vasıfların en önde gelenleri de akıl ve histir. İnsan, aklıyla ve hisleriyle diğer tüm mahlukattan ayrılır. Aziz dinimiz İslam insanlara ve insanlığa herkesten daha çok değer verdiği gibi onların hislerine de gerekli ihtimamı göstermiş ve emniyet altına almıştır. Hiç kimse Allah azze ve cellenin insan fıtratına yerleştirdiği vasıfları inkar etme ve yok sayma hakkına sahip değildir. Bu hislerin içerisinde de dünyayı yaşanılır kılan ve musibetlere sabretmeyi sağlayan his hiç şüphesiz, sevgidir. Öyle ki insanları suçlara iten de alıkoyan da sevgidir diyebiliriz. Bizler bütün işlerimize dinimizin koyduğu ölçüler zaviyesinden bakmak zorunda olduğumuz gibi sevgi hissine de İslam ölçüleri içinde bakmalıyız. Zira bazı kimselerin iddia ettiği gibi dinimiz sevgiyi, sevmeyi ve duygusallığı reddetmediği gibi sevmek ve duygusallık adı altındaki serkeşlik ve pervasızlığı da asla kabul etmez. Bugün insanları kabre gönderen, hapse mahkum eden, itibarını düşüren en büyük fitne, sevginin ve sevmenin İslam’ın koyduğu ölçülerin dışına çıkarılmasıdır. Çünkü insanlar hayasızlığını “seviyorum” veya “aşığım” sözleriyle kamufle etmeye ve mübah göstermeye çalışıyorlar. Çok rahat bir şekilde eşlerini aldatabiliyor, çocuklarını ortada bırakarak başkalarıyla çekip gidebiliyor. “Mazeretin nedir?” diye sorulunca da hepsinin cevabı aynı: “Seviyorum, aşığım!” Toplumda bu tür olayların artmasındaki aslan payı elbette ki tv dizilerinin ve güya kadın! programlarınındır fakat şu an konumuz bu olmadığı için detaylarına girmiyorum.

             Değerli kardeşlerim! Allah azze ve celle tarafından insanların fıtratına sevme, sevilme ve buna bağlı olarak da başka hissi ihtiyaçların konulduğu hepimizin malumudur. Her insan fıtrî olarak karşı cinsi ile bu duyguları yaşamak  ister ve bu gayet de doğaldır. Rabbimiz azze ve celle bu hisleri ilk insandan beri bu ihtiyaçları evlilik kurumu ile razı olacağı bir düzene koymuştur. Lakin insanlık tarihi boyunca bu kutsal kurumu terk edip hayvanvari bir şekilde yaşayanlar da daima var olmuşlardır ve var olacaklardır. Günümüzde de bu kurumu hiçe sayarak Allah’ın haram kıldığı bir şekilde bir araya gelenler de maalesef daha fazladır. Bu haram ilişkiler flört, sevgililik, arkadaşlık adı altında İslam toplumunda da bir hayli yaygındır. Bu serkeşliğin içerisinde ümitlerimizi yeşerten ve haram ilişkileri asla kabul etmeyen ve hoş görmeyen bir gençlik de daima vardı elhamdulillah. Bu gençlik, bu ihtiyaçlarını yani sevme, sevilme ve diğer ihtiyaçlarını Allah’ın helal kıldığı ve emrettiği bir şekilde yani evlilik ile giderip bundan ecir de alıyorlardı. Fakat son yıllarda iş öyle bir raddeye geldi ki, ‘ümidimiz’ dediğimiz bilinçli İslamcı gençlik arasında nikahsız yaşayanları aratmayan bir fitne zuhur etti ve İslamcı gençliğin hayasını, izzetini ve vakarını adeta saçıp savurdu. Daha çok bekarlar arasında görülen bu fitneye evliler de dolaylı veya direkt alet oluyor. Evet, bu fitne; Romantik İslamcılık veya İslamcı Romantizm diye tabir edilen bir hayasızlık fitnesidir. Yazımızın devamında bu fitnenin niçin ve nasıl zuhur ettiğini, nelere sebep olduğunu ve çözüm önerilerini konuşacağız.

             Yukarıda da belirttiğimiz gibi insanların fıtratında sevmek ve sevilmek hisleri vardır ve dinimiz de bunu sağlıklı bir şekilde kontrol edilebilmesi için bir takım ölçüler koymuştur. Namaz kılan, helal-haram nedir bilen, giyimine ve tesettürüne dikkat eden gençlerimizin bu duygulardan mustağni olduğunu söylemek elbette akılsızlık olur fakat hayalarını, vakarlarını ve izzetlerini bu aldatıcı duygulara kurban etmelerinin de kabul edilebilir bir yanı yoktur. Son yıllarda bu esef verici durum gün geçtikçe yayılıyor. Genç erkeklerimiz ve kızlarımız vakarlarını bu furyaya adeta bir bir kurban ediyorlar. Bundan sonraki kısımda ise bu fitnenin ortaya nasıl çıktığını ve sebeplerini başlıklar halinde yazacağız.

             İslamcı romantizm veya romantik İslamcılık denen fitnenin asıl çıkış sebebi insan fıtratındaki ihtiyaçlardır. Çünkü fıtraten her insan karşı cinsine ilgi duyar,sevmek, sevilmek ve nihaî olarak da evlenmek ister ki bu, insan neslinin devamı için gayet tabii ve fıtrî bir istektir. İslam’dan nasibi olmayan kişilerde bu isteği gerçekleştirmek için evliliğin olup olmaması pek de önemli değildir.[1] Hatta bu tür evlilik dışı ilişkiler onların nazarında ilericilik! ve modernlik! olarak bile addedilir. İslam ahlakına ve bilincine sahip olan gençlerin böyle bir hayatı ve ilişkiyi kabullenmesi elbette mümkün değildir fakat ortada sevgi ihtiyacı gibi fıtrî bir ihtiyacın varlığı söz konusudur. Hal böyle olunca İslam gençliği erken yaşta evliliğe yöneliyordu ki bu gayet yerinde bir tutumdu. Peki, bu hal böyle devam etti mi ? Maalesef hayır. Gerek evlilik şartlarının ağırlaşması gerekse de üniversite okumak, kariyer yapmak  gibi sudan bahanelerle evlilik yaşı her iki cinsiyet için de epeyce ilerledi. Fakat ilerleyen sadece yaş değildi elbet.            

ROMANTİZM/ROMANTİKLİK NEDİR?

             Romantiklik denilen şeyi kısaca şöyle açıklayabiliriz; kadın ve erkeğin birbirlerine karşı olan hislerinde salt cinselliğe dayanmayan, kabalıktan uzak, daha ince düşünceli, daha saygılı ve daha duygusal olmalarıdır ki bu, güzel ve teşvik edilen bir davranıştır. Zira âyet ve hadislerde de bu teşviği görüyoruz:

“Kadınlarla iyi geçinin.”[2]

“Mü’minlerin îmân bakımından en mükemmeli, huyu en iyi olandır. En hayırlınız, kadınlarına karşı en iyi olanınızdır.”[3]

             Bizim bu yazıda eleştirdiğimiz nokta romantikliğin kendisi değildir. Duygusallık ve romantiklik adı altında abuk subuk cümleler kurulması ve mahremlerin ifşa edilmesidir. Yoksa tabii ki de Müslüman kişi eşine karşı duygusal ve romantik olmalıdır ki evliliklerindeki sevgi bağları güçlensin.

ROMANTİK İSLAMCILIK NEDİR?

             Öncelikle şunu bilmeliyiz ki; İslam, nikahsız ilişkileri de o ilişkiye giden bütün yolları da haram kılmıştır. Hakeza İslam’dan bihaber olan gafil kimselerin ‘sevgililik’ adı altında gezip tozmalarını, birlikte düşüp kalkmalarını da kesinlikle haram kılmıştır. Bu tür ilişkileri reddeden İslamcı gençlik zamanla bunlara özenir hale geldi fakat sahip olduğu İslami bilgiler ve bilinç onları bu hallerden uzak tutuyordu. Fakat sahih bir İslam bilincinin olmaması onları daha fazla frenleyemedi ve İslamcı! gençlik kendi ekolünü oluşturdu adeta. Peki, nedir bu ekol ? Tabiri caizse ‘ne şiş yansın ne kebap’ diye izah etmek en yerinde bir ifade olacaktır. Çünkü özendikleri kişiler gibi rahat hareket edemeyecekleri için -ki bazıları bunu bile çoktan aşmış durumda maalesef- reddedikleri ilişki biçimini evlilik ile ilgili dini argümanlarla kendilerine uyarladılar adeta. İşte romantik İslamcılığı da böyle tanımlayabiliriz kısaca.

ROMANTİK İSLAMCILIK NASIL YAYILDI?

             Bunun net bir tarihini tespit edememekle birlikte şöyle diyebiliriz: Bu akım veya furya adı her neyse İslamî camialarla ve İslamî bir bilinçle yeni tanışan gençleri teşvik edip eğitmek ve insanlara İslam davetini taşımak niyetiyle yazılan İslamî romanlardaki evlilik hikayeleri ve hikayedeki evli gençler arasında geçen diyaloglarla ortaya çıktı ama asıl ivmeyi Malezya ve İran filmleri ile kazandı ve varlığını bunlardan neşet eden görüntü ve diyaloglarla sürdürüyor diyebiliriz. O tür romanların okunup etkilenildiği dönemde gençler daha çok bu romanların da etkisiyle evliliğe teşvik olup ve evlenme kararı alıyorken günümüzde bu sadece sloganik edebiyat ve reklam malzemesine dönüştü. Bunun temel nedeni de o dönemde sosyal medyanın olmaması ve Müslümanlar üzerindeki baskılardır elbet. Fakat ülkemizde baş örtülülere yapılan baskı ve haksızlıklar son yıllarda hafifleyince başörtüsü şuuru, bilinci ve davasının da hafiflediğini hatta yok olduğunu gelinen nihai durumda hepimiz gördük ve görüyoruz maalesef. Bu hayasızlık furyasına dolaylı veya doğrudan olmak üzere iyi niyetli ve davetçi vasıflı İslamî gençlik hareketleri de dahil oldu maalesef. Burada kimseyi kınama veya kötüleme gibi derdimiz yok fakat ben en azından kendi gözlemlerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki; gençlere İslam’ı sevdirebilmek için! espritüel bir üslupla din anlatmaya çalışan ve üsluplarıyla ön plana çıkan ve sevilen kardeşlerimizin gerek kullandıkları esprili dil gerekse de evde eşleriyle olan durumlarını sosyal medyaya aktarmaları da bu soruna adeta paslı bir neşter vurdu. Bir yandan gençlere İslam’ı anlatırken bir yandan da genç kızların hayallerini süsleyen kahramanlar olmayı da ihmal etmediler! Bunu kasıtlı ve bilerek yaptıklarını söyleyecek değiliz elbette. Lakin bu konuda gerekli ihtimamı göstermediklerini söyleyebiliriz. Bu bulaşıcı komik hastalığın ülkemizdeki en büyük başmimarlarından birisi de tuhaf ve dikkat çekici başlıklar altında kitap yazan pardon kağıt israfı yapan türedi tiplerdir. İsim vermem uygun olsaydı inanın ismini bile vererek kardeşlerime şunu söylerdim: “Bu tip hikmetsiz! kişilerden de karaladığı kağıtlardan da uzak durun! Eşiyle fotoğraflarını ulu orta paylaşan, tesettür ve haya kavramı nedir bilmeyen şahısların İslam adına sizlere verebilecekleri tek şey; “İslam’da olmayanlar ve yapılmaması gerekenler’e örneklik teşkil etmeleridir. Kitaplarının isminin elifba harflerini barındırması, “elifbanın falanca harfi gibi sevmek” olması, süslü sözleri ve hayatında hiç kitap okumamış yüzbinlerce takipçisinin olması sakın sizin aldatmasın. “Hikmet, mü’minin yitik malıdır. Nerede bulursa alsın.” hadisini ümmetine emanet bırakan bir Nebi’nin izinden giden binlerce alimimizin hikmet dolu kitapları ve sözleri varken Hikmet’siz insanların facebooktaki ergenlik Anıl’arından derlediği Öz’lükten uzak ve Tekin olmayan içi boş sözlerinden uzak durun! Unutmayın ki; muhtemelen cemaatte geçirdiği zamanlardan etkilenmiş, bir kızı platonik sevmiş, aynı zamanda Allah’tan da korkup O’nu da gücendirmemeye çalışarak bir şeyler karalayarak kasalarını dolduranlardan din öğrenilmez!

ROMANTİK İSLAMCILARIN EN YAYGIN SÖZ VE ARGÜMANLARI

             Bu üzücü fitneye düşen kardeşlerimiz bunu elbette delilsiz! yapmıyorlar. Ee,nasıl olsa İslamcı gençlik bu! Aşkı da hayali de bir başka olmalıdır. Bir delile dayanmalıdır. Evet, bu başlık altında da romantik İslamcıların kullandığı argümanları yani din kamuflajlı romantik! cümlelerini maddeler halinde yazacağız.

A-) Romantiklerin en sık kullandıkları argüman tabii ki de hepinizin tahmin ettiği üzere Yusuf aleyhisselamdır. Yusuf aleyhisselamın çile ve imtihan dolu ‘ahsenu’l kasas’ olarak anılan hayatını hepimiz bilmekteyiz. Yurdundan ve sevdiklerinden uzak bir memleket olan Mısır’a kardeşlerinin hased kurbanı olarak götürülen ve orada ülkenin vezirlerinden birisi tarafından köle olarak satın alınan daha sonra da hayasız bir kadının zina teklifine karşı çıktığı için zindana düşen ve orada yıllarca hapis yattıktan sonra kralın gördüğü rüyayı yorumlaması üzerine zindandan çıkan ve yüksek bir makama gelen bir çile yumağından bahsediyoruz… O peygamber ki, kendisine ilim ve hikmet verilmiş olan bir âlim! O peygamber ki, en çetin imtihanlardan birisi karşısında -kendisini harama çağıran kadına karşı- “Allah’a sığınırım.” diyen bir muttaki! O peygamber ki, kendisini harama çağıran kadının bile O’nun hakkında “O iffetinden dolayı benden kaçtı.” dediği bir iffet abidesi! Ve o peygamber ki; “Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı ilahlar mı daha iyidir, yoksa mutlak hakimiyet sahibi olan bir tek Allah mı?” diyerek tevhid davasını her yere taşıyan bir muvahhid! Böylesi mükemmel bir şahsiyetin hayatından alınacak bunca sahih ders ve ibret var iken romantiklik maskaralığına düşmüş olanların bu kıssadan aldıkları tek ders hiçbir sahihliği bulunmayan edebiyat malzemesidir maalesef. Çileli bir hayatı sadece; isminin ne olduğu bile tam net ve sahih olmayan bir kadınla yaşanmış bir aşk hikayesinden öteye götüremeyen hastalıklı zihniyete söyleyecek tek sözümüz şudur ki; “Allah’tan korkun!” Güya Züleyha Yusuf’a mektup yazmış da, mektuba ‘Yusuf’ diye başlamış, ‘Yusuf’ diye bitirmiş. Yusuf’tan öteye gidememiş! Yahu bu kadın ki; bir peygamberi zinaya davet eden ve daveti kabul edilmediği için Allah’ın peygamberini zindana attıran bir kadın! Hesabı Allah’a aittir lakin tevbe edip etmediği konusunda bile net bir bilgimiz yok iken bir peygamberin bu kadınla evlendiğini söylemek biraz iddialı bir iş değil midir?[4] Velev ki öyle olsa bile Allah aşkına bize de söyleyin; siz bu kadar edebiyat yapacak bilgiyi nereden buluyorsunuz? Allah’ın peygamberi hakkında Allah’tan korkun! Sürekli Yusuf aleyhisselamı kendi şehevi ve nefsani duygularla yazdıkları sözlerine alet edenler iyi bilsinler ki; Yusuf aleyhisselam, bu ahlaksız zihniyetten kaçmış ve zindanı bu zihniyete tercih etmiştir.[5]

Son olarak da deriz ki;

“Yusuf aleyhisselam bir tevhid öğretmeniydi. Romantik aşk hikayesi kahramanı değil![6]

B-) Bu konuda sık kullanılan kıssalardan birisi de Hifa Hatun ve Suheyb kıssasıdır ki birçoğumuz bu kıssanın duygusal fon müzik eşliğinde anlatıldığı videolara muhakkak rastlamışızdır. Olay kısaca şöyledir: Zengin, güzel ve herkesin kendisiyle evlenmek istediği bir kadın olan Hifa Hatun, Rasulullah aleyhiselamın yanına gelir ve kendisini birisiyle evlendirmesini ve Nebi aleyhisselam kimi seçerse kendisinin de o kişiye razı olacağını söyler. Rasulullah aleyhisselam da sabah kim ilk mescide gelirse onu Hifa Hatun ile evlendireceğini söylemiştir ve herkes o sabah çok istemesine rağmen uykuda kalır ve sahabenin en fakiri olan Suheyb gelir ve Hifa Hatun ile o evlendirilir. Suheyb geceyi ibadet, dua ve şükürle geçirir ve sabah da mescide gelip şükür secdesi yaptığı yerde Rasulullah’ın huzurunda vefat eder. Rasulullah da der ki; gidin evine bakın HifaHatun da vefat etmiştir! Gidip baktıklarında gerçekten de vefat etmiştir. İkisinin yanyana defnedilmesini ve mezar taşlarına da “Sabredenlerden Hifa Hatun ve Şükredenlerden Süheyb” yazılmasını emreder! Kıssanın özeti böyledir lakin bu kıssa uydurmadır ve hiçbir aslı yoktur. Hem akıl sahibi bir insan şunu da bilir ki; Rasulullah aleyhisselam mezar taşlarına yazı yazılmasını men etmiştir.

C-) Bir diğer yaygın kıssa da Rasulullah aleyhisselam ile Aişe annemiz arasında geçen; ” Ya Rasulullah! Beni ne kadar seviyorsun.” “Kördüğüm gibi seviyorum” hadisi ve Rasulullah aleyhisselama nispet edilen “Allahım! Kalbime hakim olamıyorum, Aişe’yi çok seviyorum.” sözüdür. Fakat ne acıdır ki bu sözlerin de hiçbir sahih ilmi dayanağı yoktur. Nebi aleyhisselam hakkında pervasızca bu tür sözleri sarf edenlere şu mutevatir hadisi hatırlatmak istiyorum: “Kim benim adıma yalan söz uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın.”[7]

D-) Bir diğer tuhaf, komik, absürt ve yaygın olan söz de şudur: “Fatıma annemiz misvağı çok sık kullandığı için Ali radiyallahu anh misvağı kıskanıp şöyle demiştir: Allah’a yemin olsun ki, eğer bu misvak bir insan olsaydı şu kılıçla kafasını uçururdum.”

E-) Zeyneb annemizin eşi Ebû’l-Âs radiyallahuanh’ın, Hz. Zeyneb radiyallahuanha hakkındaki “Gitme, cennetimin kapısı.” sözü

F-) Ali radiyallahuanh’ın Fâtıma radiyallahuanha hakkındaki “Fâtıma’nın yüzüne bakınca bütün dert ve hüznümü unutuyorum.”(Şiî Kaynaklar)

G-) Fâtıma radiyallahuanha annemizin “Seven, sevdiğinin gönlünü etmeden su bile içmez.”

H-) Umut verip güven aşılayıp da yarı yolda bıraktığın insanın gönül sadakasını iki dünyada da veremezsin. Bu sözlerin hiçbir dini kaynağı yoktur, hepsi uydurmadır.

             Yukarıda saydığımız örnekler haricinde de sık kullanılan birçok edepsiz ve tuhaf argümanlar vardır. Tuhaf ve edepsiz diyorum çünkü gerçekten birçoğunu okuyunca insan haya ediyor. Mesela; ” sevgilisini! nun harfi gibi sarmalı” , “sakalından akan suyu şalımla sileyim.”, “Sen saçlarımı ör, ben sakallarını tarayayım.” vb. sözler.

Bu tür örnekler bir hayli çoktur fakat biz hepsini burada zikredemeyeceğimiz için sadece peygamberlere ve sahabilere ait örnekleri verdik ki onların izzet, vakar ve onurlarını savunmak her şeyden önceliklidir bizim için. Hepsine selam olsun ki onlar bu aziz dinin taşıyıcılarıdırlar.

ROMANTİK İSLAMCILIĞIN BERABERİNDE GETİRDİĞİ SIKINTILAR

A-) İslam’ın Asıl Gayesini Unutturma, Dava Bilincini Yitirme ve Dinde Gevşeklik

             Bu komik akım hakkında yazdıklarımı abartılı bulabilisiniz lakin bu meseleyi geniş bir yelpazede ele alınca abartılı olmadığını hep beraber göreceğiz. Mesela bu başlık bile abartılı gelebilir fakat durum hiç de öyle değildir. Nasıl mı? Düşünün; namazında sürekli sevdiği kişiyi hayal eden, duasında sürekli ona kavuşmayı dileyen, hatta sevdiği kişiyle karşılıklı görüntülü konuşma yaparak Kur’ân mukabelesi! yapan, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımlarının tamamında evlilik hayali kuran, gayrimeşru ilişki yaşayan çiftlere özenip iç çekerek ‘seninle şöyle …’ diye başlayan tweetler atan, sürekli ‘mustakbel eşim!’ diye tweet atan kişilerde, ünlü ilahi sanatçılarının fotoğraflarını paylaşarak ‘kocam böyle biri olsun’ diye utanmadan sıkılmadan paylaşım yapan kızlarda ve özellikle çarşaflı, peçeli ve feraceli kızların hesabını takip edip paylaşımlarının yorum kısmına üşüşen ve hayatı evlilikten ibaret gören gençlerimizde bir İslamî dava bilincinden veyahut İslam’ın ve Müslümanların derdiyle dertlenecek bir duruştan bahsedilebilir mi?

B-) Hayatı Sadece Evlilikten İbaret Zannetme ve Büyük Beklentiler İçerisine Girme

             Bu furyanın diğer sıkıntılı yönü ise evliliklerin temeline henüz başlamadan dinamit koymaktır. Neden mi? Çünkü kendisini bu romantizm ütopyasına kaptıranların hayallerindeki evlilik öyle bir evlilik ki peygamberlere bile nasip olmamıştır öylesi!

             Öyle bir evlilik ki; sorunsuz, kavgasız, tartışmasız bir hayat süren, sürekli beraber ders yapan, film izleyen, kitap okuyan, abdest sırası için kavga eden, abdestten sonra elini yüzünü silmek için havlu yerine şal kullanan!, 7/24 Kur’ân okuyup birbirini takip eden, Mekke’den Medine’ye, Kudüs’ten Mısır’a, Fas’tan İran’a varana dek gezmedik ülke bırakmayan; borcun, harcın, hastalığın olmadığı ve faturalardan mustağni bir hayat yaşayan bir çiftin arasında yaşanan bir evlilik!

             Peki, böyle bir evlilik mümkün değil mi? Elbette ki mümkün. Ama firdevs cennetlerinde! Çünkü orada ev eşyası derdi yok, hastalık derdi yok, faturaların kaygısından dolayı uykuların kaçması derdi yok, asgari ücretle kapitalist çarkın akıntısına karşı kulaç atma derdi yok, biletler için de ekstra bir para biriktirme meşakkati yok; ailelerin, akrabaların, eş dostun, konu komşunun dedikodusu yok, incitici sözleri yok vs vs. Rasulullah aleyhisselamın bile eşleriyle sıkıntı yaşadığı bir dünyada, asgari veya asgari ücret civarı bir maaşla çalışan ve evliliğinin en güzel ilk yıllarını muhtemelen borç ödemekle geçirecek olan kardeşlerimizin bu hayalleri sizce de çok ütopik değil mi? Diyebilirsiniz ki; “Eşlerin beraber namaz kılmaları, Kur’ân okumaları veya gezmek ile ilgili hayaller kurmaları kötü bir şey mi?” Elbette değil, hatta eşlerin bu konuda birbirlerini teşvik etmeleri dahi emredilmiştir ve nitekim Rasulullah aleyhisselam; “Evlenen imanının yarısını korumuş olur.” buyurmuştur. Fakat realiteyi de göz ardı ederek kendimizi kandırmamamız gerekir. Niçin? Çünkü evlillikten yana yukarıda zikrettiklerimize benzer yüksek beklentiler içerisine girmek ancak ama ancak hayal kırıklığımızı artıracaktır. Çünkü evlendiği zaman hayalindeki gibi bir evlilik bulamayınca koca bir beklenti boşluğuna düşmüş oluyor. Çünkü bizler insanız, nefis taşıyoruz ve bizim gibi nefis taşıyan insanlarla evleniyoruz. Dolayısıyla bu konuda gayretli ve istekli olmalıyız fakat hayal kırıklığı yaşamamak için de henüz gerçekleşmemiş olan evliliğimizle ilgili hayallerimizde mutedil olmalı ve ulu orta her yerde dillendirmemeliyiz. Evlendikten sonra da elimizden gelenin en iyisini yapmaya gayret etmeliyiz.

C-) Elfaz-ı Küfür ve Haya Dışı Sözler

             En önemli ve en tehlikeli kısım da burasıdır aslında. Çünkü bu bölümde dünyada bulunma gayemiz ve hedefimiz olan kulluk ve iman üzere ölmenin basit ve önemsenmeyen bir duygusal ana feda edilebilme tehlikesinden bahsedeceğiz.İslamî kişiliği ile ön plana çıkmış, sakallı, namazını kılan, örtüsüne dikkat eden kardeşlerimizden bazen öyle sözler sadır oluyor ki adeta onları küfrün eşiğine getiriyor. Burada sadece iki tane örnek vermekle iktifa edeceğim. Birincisi şudur; sosyal medyada İranlı sosyolog Ali Şeriati’ye nispet edilen şöyle bir yazı ile karşılaştım: Evlendikten sonra Ali Şeriati, eşi Puran Şeriati’ye şu sevgi yüklü sözü sölemiştir; ‘Allah seni bana vermekle, vermediklerini telafi! etmiştir.”

             Lâ ilâhe illallâh… Yahu bu insanlar hiç mi düşünmez; Allah azze ve celle hata mı etmiş veya bir kusur mu işlemiştir ki telafi etsin bir şeyleri! Bu sözü paylaşması da yetmemiş gibi şu cümlelerle de taltif etmişti: “Ne kadar naif ve zarif bir söz…”

İkinci örnek ise yine sosyal medyada rastladığım şu cümlelerdir: “Evlenme teklifi yapmak için diz çöktüğümde et-tahiyyatu duasını okudum alışkanlıktan.” Evet, bu sözü biraz hüsn-i zan ile karşılayabiliriz lakin aziz dinimizin ve o aziz dinin mensupları olan bizim vakarımız, onurumuz ve izzetimiz bu kadar düşük olmamalıdır.

             Bir diğer aklı bloke edici örneğe de; birkaç yıl önce Ka’be’nin önünde tavaf alanında nişanlısının önünde diz çöküp evlilik teklifi yapan bir aklı evvel ve “Sen saçlarımı ör, ben  sakalını tarayayım.” diyen hayasızı örnek verebiliriz ki Ka’be’nin, Mescidi Nebevi’nin veyahut ‘Mescidi Aksa’daki Kubbetu’s Sahra’nın önünde yılışık ve absürt poz verenleri de es geçiyorum.

Allahım, Seni tenzih ederiz…

ÇÖZÜMLER VE ÖNERİLER

  1. Şunu iyice bil ki; bu dünya sadece evlilikten ibaret değil.
  2. Ne olursa olsun dinini, hayanı, izzet ve vakarını şeytanın duygusallık oyununa yem etme.
  3. Her önüne gelen kapağı güzel süslenmiş kağıt yığınını kitap diye okuma! Hele hele İslam’ı öğrenme ve anlamak adına asla onları okuma!
  4. Yapacağın ilk iş dinini iyice öğrenmek ve bunu ilim ehlinden yani âlimlerden ve onların kitaplarından öğrenmek.
  5. Peygamberlere veya sahabeye dair bir bilgi veya rivayet aktarırken tahkik ve araştırma yapmadan gelişi güzel aktarma. Unutma ki; peygamberlere yalan söz isnad etmek başkalarına yalan isnad etmeye benzemez!Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: “Kim benim adıma yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın.”[8]
  6. Evliliğe dair hayallerin olsun elbette fakat bu hayallerin mutedil olsun. Bu, “kriterlerinden taviz ver.” demek değildir.
  7. Evin ve yuvana dair hayallerin herkesin dilinde olmasın. Senle Rabbinin arasında kalsın. Eğer evliysen de mahremini asla ifşa etme. Yaşadıklarınız aranızda kalsın!
  8. Eşinle beraber namaz kılmak, Kur’ân okumak gibi bir gayretin olsun fakat unutma ki; ibadetin şakası, mizahı, edebiyatı ve reklamı olmaz! İbadet ciddiyet ve vakar ister.
  9. Ağzından çıkan sözlere dikkat et! Edebiyat, imanına mal olmasın. Rasulullah aleyhisselam şöyle buyurmuştur: “Kişi önemseden bir söz söyler de o sözü sebebiyle cehennemde 70 yıl sürecek olan derin bir çukura düşer.”[9] Unutma; Diline sahip çıkmayan, dinine sahip çıkamaz.
  10. Şunu hatırından çıkarma: Allah’ın peygamberlerinin tek davası İslam, tevhid ve güzel ahlak idi.
  11. İslamî davet yaparken, sohbet ve vaaz verirken daha çok kendilerini ön plana çıkaran özellikle de genç davetçileri takip ederken hassas davran. Seni etkileyecek vaizin sözleri değil ihlasıdır.
  12. Gençlere İslam’ı sevdireceğiz diye komedi gösterisi yapar gibi din anlatan hikmetsiz ve ilimsiz insanlardan uzak durmaya çalış. Çünkü sürekli espri yaparak komedi gösterisi yapar gibi anlatılan bir dinin kişiye verebileceği bir ruh, bir şuur ve bir dava bilinci olamaz!
  13. İslamî söylemler; ilahi sanatçıları veya İslami film ve dizi karakterleri üzerinden edebiyat yapmanı, onlarla ilgili evlilik hayalleri kurmanı, onların fotoğraflarını diline dolamanı veya alıp sosyal medya hesaplarında profil yapmanı mübah kılmaz! Haramlar herkes içindir.
  14. Rabbinden iste. Samimi olduğunu O’na ispat et. Sana verecek olan da senden alacak olan da ancak O’dur.
  15. Evlilik gibi bir niyetin varsa ve bu niyetinde de ciddiysen bunu sosyal medyada tanımadığın insanlarla değil, yakın çevrenden güvenebileceğin ve sana gerçekten yardımı dokunabilecek birisiyle paylaş. Kız kardeşlerimiz de buna dahildir. Güvendiğin birine bu konuyu ciddi bir şekilde açıp yardım istemen seni küçük düşürmez fakat sosyal medyada sürekli bu işin şakasını yapman seni basitleştirir. Unutma ki; Hadice annemiz Rasulullah aleyhisselama evlenme teklifinde bulundu ve kıyamete kadar gelecek olan tüm mü’minlerin annesi oldu.
  16. Bir paylaşımında Yusuf aleyhisselamın hayasından dem vurup öbür paylaşımında da Yusuf’u görünce elini kesen kadınlar gibi davranma! Yusuf, Aişe, Fatıma ve Ali edebiyatı yapma! Yusuf ol! Aişe ol! Fatıma ol! Ali ol! {aleyhumusselam}

             Allahım! Senin aziz dinini absürt ve şehevi duygulara alet ederek varoluş gayesinin dışına çıkarmaktan, hayasız sözlerden ve izzetimizi zedeleyen gevşek hal ve hareketlerden Sana sığınırız. Bizleri sahih İslam akidesinden ve vakur bir duruştan ayırma. Âmîn.

Ve’l Hamdu Lillahi Rabbi’l Âlemîn…

Muhammed AYLAN


[1] Not: Bu demek değildir ki Müslüman olmayan kişilerde evlilik kavramı yoktur. Hatta aile konusunda çok tutucu ve düzenli olan birçok gayrimüslim topluluk vardır.

[2] Nisa, 19

[3] Tirmîzî, Radâ, 11.

[4] İmam Mevdudî Yusuf suresinin 17. ayetinin tefsirinde şunu söyler:

“Müslümanlar arasında dolaşan bazı rivayetlere göre Hz. Yusuf (a.s) onunla daha sonra evlenmiştir, lakin bu rivayetin ne Kur’anî ne de İsrailî bir temeli yoktur. Aslına bakarsanız karakteri konusunda kötü bir izlenime sahip olan bir kadınla peygamberin evlenmesi onun izzetini zedeler. Bu fikir Kur’an’daki şu genel hükümle teyid edilmektedir: “Kötü karakterli kadınlar kötü erkeklere, kötü karakterli erkekler de kötü kadınlara. Temiz karakterli kadınlar, temiz erkeklere; temiz karakterli erkekler de temiz kadınlara…” {Nur: 26}

[5] Yûsuf, “Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettikleri şeyden daha sevimlidir. Onların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan onlara meyleder ve cahillerden olurum.” dedi. {Yûsuf, 33}

[6] Yusuf(as) ile Züleyha aşk/evliliği ve bu kıssa hakkındaki bütün olay/sözlerin kaynağı isrâiliyât ve uydurma rivayetlerdir. Yusuf(as) ve Züleyha aşk/evliliği hadîslerle sâbit olan bir bilgi değil, İsrâiliyât olduğu için tevakkuf edilmesi yani susulması en güzelidir; zirâ Efendimiz(sav), Ehl-i kitaptan gelen bilgiler hakkında “Ehl-i Kitâbı ne yalanlayın ne de tasdîk edin.” buyurmuştur. [Buhârî, 4485]

[7] Buhârî-Muslim

[8] Buhârî – Muslîm

[9]  Tirmîzî, Zühd

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir