
من أتى كاهنا فصدقه بما يقول فقد برئ مما أنزل الله على محمد
Allah Rasul‘ü (عليه الصلاة والسلام) dedi ki:
“Kim bir kahine gider ve söylediği (verdiği haberi) tasdik ederse, o Allah’ın Muhammed üzerine indirdiğinden beridir” [1]
Başka bir rivayet ise;
فقد كفر بما أنزل على محمد
“O Muhammed’e indirilene kafir olmuştur”
Şeklinde de, gelmiştir.
Hadisin isnad cihetiyle çok detayına girmemekle birlikte hadisin zayıf olduğunu belirtmekte belirtmek isterim.
Ebu Hureyre’den bu rivayeti nakleden Ebu Temime el-Huceymi’nin Ebu Hureyre’den işittiğine dair bir bilgi yoktur. Bu da rivayette inkita olduğunu gösterir.
İmam Tirmizi, Ebu Temime’nin bu rivayette Ebu Hureyre’den teferrüd ettiğini naklettikten sonra dedi ki ;
وضعف محمد هذا الحديث من قبل إسناده
“Muhammed (İmam Buhari) bu hadisi isnad cihetiyle zayıflamıştır.”[2]
لا يتابع في حديثه ولا نعرف لأبي تميمة سماع من أبي هريرة
İmam Buhari (رحمه الله) dedi ki:
“Ona (Hakim el-Esremi’ye) bu hadisinde kimse tabi olmamıştır. Ebu Temime’nin Ebu Hureyre’den işittiğini bilmiyoruz”[3]
وهذا رواه جماعة عن ليث بن أبي سليم عن مجاهد عن أبي هريرة موقوفا
Ukayli (رحمه الله) dedi ki:
“Bu (hadisi) bir cemaat Leys bin Suleym’den, o Mucahid’den, o da Ebu Hureyre’den mevkufen nakletmiştir”[4]
Yazıyı uzatmamak adına bu kadarı yeterlidir. Bu isnad açısından rivayetin durumudur.
Kahine gidip söylediğini tasdik edenin hükmüne gelecek olursak, bu fiil kişiyi dinden çıkaran bir fiil değildir.
İlim ehli icmaen bunun küfür olmadığını, Haricilerin ve Mu’tezilenin bunu küfür olarak kabul ettiklerini belirtmişlerdir.
Not: Mu’tezile ve Hariciler arasında isimlendirme olarak biri kafir öteki fasık dese de, aralarındaki bu ihtilaf sadece lafzı bir ihtilaf olarak kalmıştır. Mezheplerin bu kelimelere verdikleri anlam aynıdır.
İlim ehli bu hadis ve bunun gibi küfür ve şirk lafızları bulunan bazı başka hadisler noktasında iki farklı görüş öne sürmüşlerdir. Örnek verecek olursak; ‘Allah’tan başkasına yemin eden küfre girer, muska takan küfre ya da şirke girer, kadınına ardından yaklaşan küfre girer, kardeşine kafir diyen küfre girer, müslüman ile savaşmak küfürdür’ bunlar ve bunlara benzer rivayetler gibi.
Bu hususta başka teviller de yapılmış olsada Ebu Ubeyd bunların batıl olduğunu söylemiştir.
1. Bu tarz rivayetler tağliz babındandır.
Bunu İbn’ul-Munzir ve İmam Tirmizi söylemiş ve ilim ehline de böyle nispet etmişlerdir.
İbn’ul-Munzir kahin ile ilgili bu rivayeti
ذكر التغليظ فيمن أتى امرأته حائضا
“Kadınına hayzlı ile yaklaşan kimsenin korkutulması/sakındırılması babı”[5]
Altında zikretmiş, ardından kefaret olarak tasadduk gerektirdiğine dair ilim ehlinden kaviller zikretmiştir.
Küfür hususunda kefaret konuşulmaz, bu hususta ihtilaf yoktur.
وإنما معنى هذا عند أهل العلم على التغليظ
İmam Tirmizi (رحمه الله) dedi ki:
“Bu (hadisin) manası ilim ehlinin yanında, ancak tağliz (sertlik/sakındırmak) üzeredir”[6]
Hakeza yemin hususundaki rivayeti naklettikten sonra dedi ki ;
وفسر هذا الحديث عند بعض أهل العلم أن قوله فقد كفر أو أشرك على التغليظ والحجة في ذلك حديث ابن عمر
“İlim ehlinin yanında bu hadis (şöyle) tefsir edilmiştir : (bu rivayete ki) ‘kafir olmuştur ya da şirk koşmuştur’ kavli, tağliz (sertlik-sakındırma) üzeredir. Bunun delili de İbn Ömer (Ömer’in babasıyla yemin edip küfre girmemesi) hadisidir”[7]
2. Bu rivayetler zahiri manasıyla küfürdür, lakin küfür İslam hukukunda ikiye ayrılır. Kişiyi dinden çıkaran küfürler ve çıkarmayan küfürler ya’ni ma’siyetler.
İlim ehlinin geneli bu tarz hadislerin kişiyi milletten çıkarmayan küfürler (ma’siyetler) olduğunu söylemiştir.
İbn Batta el-İbane‘de bu hadisinde içinde bulunduğu meşhur bütün rivayetleri, şu bab başlığında nakletmiştir ;
باب ذكر الذنوب التي تصير بصاحبها إلى كفر غير خارِج عن الملة
“Sahibini milletten (dinden) çıkarmayan küfürlere götüren günahların zikri babı”[8]
Ebu Ubeyd bu tarz rivayetler hususunda insanların dört sınıfa ayrıldığını, dört farklı tevil ile tevil ettiklerini, bunların hepsinin batıl olduğunu zikretmiştir.
Aynı zamanda Ebu Ubeyd bunların tağliz olduğunu söyleyenlerin de batıl tevil ettiklerini söylemiştir.
Ebu Ubeyd bunların kişiyi dinden çıkaran küfürler olduğunu haricilerin söylediğini söylemiş ve akabinde şöyle demiştir ;
وإن الذي عندنا في هذا الباب كله أن المعاصي والذنوب لا تزيل إيمانا ولا توجب كفرا ولكنها إنما تنفي من الإيمان حقيقته وإخلاصه
“Bu babın hepsinde Bizim yanımızda olana gelince ; Ma’siyetler ve günahlar ne imanı götürür ne de küfrü gerekli kılar. Velakin (bunlar) imandan hakikatini ve ihlasını nefyeder”[9]
Hallal bu tarz rivayetleri ameli iman’dan saymayan, onun artıp azaldığını inkar eden irca ehline reddiye sadedinde zikrederken, haricileri de reddetmiştir. [10]
Lalaka’i bu rivayet ve benzeri rivayetlerin kişiyi helal saymadıkça dinden çıkarmadığına dair haricilere reddiye sadedinde zikretmiştir.[11]
Bu hususta ne ehli hadisin ne de sonrakilerin arasında bir tartışma söz konusu değildir.
Bazıları bu tarz şeylerin kişiyi dinden çıkardığı söylemişlerdir.
Bunun sebebi de bunlar yapılan eylemden ziyade kişinin fiilinin lazımıyla hükmetmişlerdir.
Şöyle ki ; Bunlar diyorlar ki kahin gaybdan haber veren kimsedir. Gaybı bildiğini iddia eden, tağuttur. Bunu tasdik eden de onun gaybı bildiğini yani ilahlığını ilan etmiştir, bu da küfürdür.
Halbuki bir kimse kahin olsun ya da olmasın, bir kimsenin mutlak manada gaybı bildiğine İ’tikad ederse, kahine gitse de gitmese de kafirdir.
Müslüman kimse gaybı mutlak manada Allah’tan başkasının bilmediğine iman etmiş ve bundan dolayı bu ismi almıştır.
Kahine gelince; Kahinler mutlak manada gaybı bildiğini iddia eden kimseler değillerdir. Bunlar kendilerine cinler tarafından haber verildiğini zannederek, bazısı doğru, çoğu yalan olan şeyleri haber veren kimselerdir. Müslümanlar kahinin mutlak manada gaybı bilmediğini, kayıp şeyleri bulmak gibi durumların cinler tarafından kahine haber verildiğini ya da kahinin böyle iddia ettiğini bilirler.
Böyle haberlerin tasdikinin küfür olmadığı akıl sahibleri tarafından tartışılan bir mesele değildir.
الكهان يكذبون تارة ويصدقون أخرى
İbn Teymiyye (رحمه الله) dedi ki:
“Kahinler (gaybdan) bazen yalan, bazen de doğru haber verirler”[12]
Yine İbn Teymiyye bunların şeytanlardan alıp verdiklerin haberlerin, çoğu yalan olur demiştir.[13]
Başka bir yerde İbn Teymiyye kahinlerin verdikleri çoğu yalan, azı doğru olan bu gaybi bilgileri şeytanlardan aldıklarını söylemiş, buna İmam Buhari’nin naklettiği bir hadisi delil almıştır.[14]
Bir başka yerde ise İbn Teymiyye kişinin kahine gidip soru sormasının ikiye ayrıldığını, onlardan aldığı haberin tasdikine gelince; Bu Haramdır, lakin onları imtihan etmek, söylediklerinin batılı göstermek için gidip soru sormasının ise caiz olduğunu söylemiştir.[15]
Meselelere Mu’tezile ve kelamcılar gibi akli yaklaşımlar, müslümanların sakınması gereken işlerdendir. Yoksa burada olduğu gibi, farkında bile olmadan Haricilerin ve Mu’tezilenin yoluna suluk ederler. Rabbim bizi o necislerin yoluna suluk etmekten muhafaza etsin.
Allah en doğrusunu bilendir.
Şura’nın Babası Mes’ud
KAYNAKÇA
[1] Ebu Davud, es-Sunen 135
[2] Sunen, et-Tirmizi 135
[3] İbn Adiyy, el-Kamil fi’d-Duafa 2.cilt syf 512
[4] Duafa’ul-Kebir 1.cilt syf 317
[5] el-Evsat, 2.cilt syf 209
[6] Sunen, et-Tirmizi 135
[7] Sunen, et-Tirmizi 1535
[8] İbanet’ul-Kubra 2.cilt syf 723
[9] Kitab’ul-İman, Kasım bin Sellam syf 70-78
[10] Hallal, es-Sunne 4.cilt syf 97
[11] Şerhu Usuli İ’tikad 6.cilt syf 1093-1102
[12] Mecmu’ul-Feteva 1.cilt syf 84
[13] Mecmu’ul-Feteva 1.cilt syf 359
[14] Mecmu’ul-Fetava 11.cilt syf 283
[15] Mecmu’ul-Fetava 19.cilt syf 62