Yeri gelmişken; 

Laf aramızda ne vakit bir haber başlığına baksam, bir makaleye denk gelsem iki cümle okusam hep bir serzeniş, bir yakınma ve moralsizlik…

Şeytan, insanoğluna bazen de bu yoldan yaklaşmayı başarıyor demek ki. Tıpkı bu zamana kadar gelmiş geçmiş tüm peygamberlerin ve onların izinde giden nesillerin bedenlerine işkence edildiğinde, ablukaya alındıklarında, hicrete zorlanıp ailelerinden ayrılmak zorunda kaldıklarında, ağlayıp sızlamadıkları gibi, moralsiz kaldıklarında elbette onlar da etkilendiler.

Moral, oksijen gibidir. İnsan, hayatını sürdürebilmek için oksijene ihtiyacı olduğu kadar, morale de ihtiyacı vardır.

Hiçbir doktor yoktur ki, morali sıfır bir hastayı; istediği gibi tedavi edebilsin. En ağır hastalıkların bile tedavisine başlanmadan, hastaya moralini yüksek tutmasının tedavi sürecini hem hızlandıracağı hem de başarı oranını etkileyeceği söylenir. Bilimsel olarak üzüntü ve stresin zamanla birçok hastalığa yakalanma riskini artırdığı ve bunların başında böbrek ve kalp hastalıkları olduğu kanıtlanmıştır. Hastalığa yenik düşmüş zayıf bir bedenle yapılan ibadetlerle, sağlıklı ve zinde olan bir bedenle yapılan her türlü amellerin hangisi daha şevklidir soruyorum? 

  Ümmet-i Muhammed’in geleceği olan bizi ve yetişmekte olan şuurlu gençleri, hiçbir küfür düzeni ezemez, yok edemez! En fazla şehit düşer, hapishanelere kapatılarak sesimizin kısılması sağlanır. 

Ya hu; bizim yüreğimizdeki iman ateşi, diri tuttuğumuz heyecanımız olduğu sürece, hapishanelerde oluşumuz bile ümmetin ihya oluşuna vesile olur biiznillah!! İman Ebu Hanife, Ahmet bin Hanbel, Seyyid Kutub rahmetullahi aleyh gibi öncüler ve daha nicesi… Tarihin önümüze sermiş olduğu örnek şahsiyetleri hatırla.

Amma velâkin bir mü’min kardeşimiz moralimizi kırdığında, ölmüşten beter dolaşırız yaşadığımız topraklarda…

Zaaflarımızı bizden daha iyi bilen İblisin acelesi yok.. Senin azimle, sabırla, umutla yaptığın davet çalışmalarını, salih amellerini seyreder, bekler.. Beli bükecek o ânı, gözetir vurmak için. Yeter ki ölmeden önce çökertebilsin, mağlup edebilsin seni. Şunu iyi bilesin; Şeytan, seni sadece moralini bozarak da yıpratabilir…Seni ve hayatını ilgilendiren her ne var ise; evlilik olur, iş olur, ümmet için yaptığın ve yapmayı hayal ettiklerin olur, başarını ayakta tutacak olan şey, moralindir…

      Umudun varsa geleceğe dair, hayallerini ayakta tutabilirsin…

Kainatın yaratıcısı mülk sahibi Allah (c.c) , olmasını murat ettiği ama olmadığı bir şey mümkün

 müdür? Eğer değil ise; o zaman sen,  müslümanları  düşmüş oldukları dalaletten, zulümden, milyonlarca masum insanların oluk oluk akıtılan kanına karşı şerrin karşısında dimdik, bunların yanı sıra birbirinin kuyusunu kazıp, ayağını kaydırmakla meşgul olan müslümanların, kardeşliği ve birbirine olan muhabbetlerini artırmaya vesile olacak bir aday ol !.. Allah dilerse muvaffak kılar, dilemezse sonucu seni ilgilendiren mesele değil. Sen, sana düşeni yapmakla mükellefsin.

Sen heyecanını, moralini ve umudunu diri tut!.. Zihin yorgun olursa, bedeninde yorgun düşer.

Dilerim gayretimiz, gafil geçirdiğimiz günlere kefaret olur. Mühim olan, zahirde görünen ümmetin çaresizliği, sessiz çığlıkları bir gün elbet son bulacaktır. Hepsi birer imtihandır. Seni ilgilendiren husus, şu an bulunduğun konumda, ne şekilde ve ne niyetle durduğundur. Bil ki; sadece kâfirin Müslümana olan zulmüne değil, müslümanın da müslüman kardeşine ettiği zulme şahidiz. Zulmün her çeşidi iliklerimize kadar işlese de şifanın ta kendisi olan morale ihtiyacımız var.

Tuğba Ekici

Tuğba Ekinci