İslam, ilahî bir öğreti olması hasebiyle, beşerî ideolojiler gibi konjonktüre, güncel politikalara veya dönemsel eğilimlere göre ilke ihdas eden bir nizam değildir. Modern dünyanın ve seküler aklın insanlığı tükettiği günümüzde, ideolojik paradigmalarla inşa edilen “özel günler”, çoğu zaman gerçek değerlerin altını boşaltan birer teselli ikramiyesine dönüşmektedir. Oysa İslam nazarında insan; kadınıyla, çocuğuyla, işçisiyle ve işvereniyle bir günün sınırlarına sığdırılamayacak kadar “mükerrem” ve “muhterem” bir varlıktır.
-Modern Kültürün Sembolik Ritüelleri ve İslam’ın Kadim Duruşu-
Modern kültür, yılın hemen her gününe farklı anlamlar yükleyerek belirli kavramları kutsallaştırsa da, bu yaklaşım genellikle samimiyetten uzak ve tüketim odaklıdır. Seküler aklın; kadını, anneyi, babayı veya işçiyi yılda bir gün hatırlayarak onore etme çabası, aslında bu değerlerin gündelik yaşamdaki aşınmışlığını örtbas etme gayretidir. İslam ise hayatın her karesinde, varlık gayesine uygun olarak konumlanan her canlıya hak ettiği değeri anlık değil, süreğen bir hukukla teslim eder. İslam’da ne zaman ve zemin aşağılanır ne de varlıklara Allah’ın sınırlarını aşan aşırı bir kutsiyet atfedilir. Her şey dengededir; her şey “mizan” üzerinedir.
-Nübüvvet Mektebinde Emek ve Hukuk-
Hz. Peygamber’in (sav) ashabına hayatın en ince detayına kadar rehberlik etmesi, o dönemdeki muhataplarını dahi hayrete düşürmüştür. Bir müşriğin, “Peygamberinizin size her şeyi, hatta abdest bozmayı bile öğrettiğini görüyorum!” şeklindeki hayret dolu ifadesi, aslında İslam’ın kuşatıcılığının bir tescilidir. Evet, Allah Resulü (sav), sadece bireysel ibadetleri değil, sosyal hayatın temel direği olan işçi ve işveren hukukunu da en adil şekilde vazetmiştir.
Bu hukuk, sloganik söylemlerin çok ötesinde, ağır bir sorumluluk yükler. Nitekim bir hadis-i kudside şöyle buyurulur:
Ücretli olarak tuttuğu işçisinden tam olarak istifade ettiği halde onun ücretini vermeyen kimselerin kıyamet gününde hasmı (düşmanı) Ben olacağım!” (Sahihi Buhari, Büyû, 106)
Bu ilahî ikaz, emeğin sömürülmesini doğrudan Allah’a karşı işlenmiş bir cürüm olarak niteler. Yine Efendimiz’in, “Hiç kimse el emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir” beyanı, çalışmayı ve üretmeyi en ulvi mertebeye taşır.
-İdeolojik Komplekslerden Arınmak-
İslam’ın işçiye ve işverene tayin ettiği haklar güneş gibi ortadayken, köylü veya emekçi sınıfı üzerinden ideoloji inşa edenlere özenmek, entelektüel bir acziyetin göstergesidir. Gayriislami fikirlerin, kendi mülhid ve münker propagandalarını yürütmek adına belirli günleri araçsallaştırmaları kendi doğaları gereğidir. Ancak kendisini İslam’a nispet eden kesimlerin, bu seküler söylemlere öykünmesi ve ideolojik bir kompleksle hareket etmesi, aidiyet bilincinin zayıflığından kaynaklanmaktadır.
Müslüman zihin, kendi kavramlarıyla düşünmeli ve kendi değerleriyle tavır almalıdır. Bizim için önemli olan, bir sınıfın diğerine üstünlüğü değil, adalet dairesinde herkesin hakkını eksiksiz almasıdır.
Sonuç olarak; işçi, işveren, emek ve sermaye gibi kavramlar, seküler ideolojilerin elinde birer çatışma unsuru haline getirilmişken; İslam’da bu unsurlar bir vücudun azaları gibi birbirini tamamlayan parçalardır. Bizler, kimlik edindiğimiz değerlerin izzetini bilerek, modern dünyanın dayattığı yapay kutsalların peşinden gitmek yerine, İslam’ın adalet ve hakkaniyet ölçülerini hayatın merkezine koymalıyız. Gerçek onur, yılda bir gün hatırlanmakta değil, her an ilahî adaletin güvencesi altında yaşamaktadır.
-Ammar Eseri-

