إِنَّمَا النَّاسُ كَالْإِبِلِ الْمِائَةِ، لَا يَكَادُ يَجِدُ الرَّجُلُ فِيهَا رَاحِلَةً
“İnsanlar (neredeyse) yüz deve gibidir; adam içlerinde binmeye (veya yük taşımaya) elverişli bir tane bile bulamaz.”— (Buhârî, Rikāk 35; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 232)
Alemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed Aleyhisselam’ın bu veciz beyanı; niceliğin niteliğe galebe çaldığı, kalabalıkların ise hakiki birer değere dönüşmekte zafiyet gösterdiği her devrin en büyük sosyolojik ve ahlaki hakikatini gözler önüne serer. Belki de Asr-ı Saadet’in kademeli ikliminden günümüzün gürültülü ve kalabalık yalnızlıklarına uzanan çizgide, bu Nebevi tespitin en keskin karşılığını bulduğu dönem tam da içinde yaşadığımız zamandır.
Bugün, sayısal çoklukların azameti altında ezilen dünyada; işin ehli bir liyakat sahibi, hakiki bir sadakat timsali dost, güven akzeden bir arkadaş ya da davanın yükünü omuzlayacak bir dava yoldaşı bulabilmek, tıpkı yüzlerce sıradan deve arasından uzun çöl yollarını aşabilecek o asil “râhile”yi çekip çıkarabilmek kadar zor, hatta imkânsıza yakın hâle gelmiştir.
Elbette bu durum, ümmetin hayriyetine halel getiren bir ümitsizlik tablosu değildir. Zira bu ümmet en hayırlı ümmettir ve kıyamete kadar haktan ve hayırdan ayrılmayan o seçkin zümre daima var olacaktır; Rabbimiz bizleri de lütfuyla o hayırlı kullarından eylesin. Ne var ki bu hakikat, hakiki anlamda “adam” olabilmenin, omuz vermenin ve yük çekmenin hem ne denli elzem hem de ne kadar çetin bir çaba olduğunu tokat gibi yüzümüze çarpmaktadır.
Meşhur alimlerimizin ve şârihlerimizin bu derinliğe düştükleri şerhler, meselenin ruhunu daha da berraklaştırıyor;
- İbnü’l-Cevzî’nin Bu Hadisi Kriz ve Vefa Penceresinden ele alıp yüz deve tabirinin kalabalıkları temsil ettiğine işaret eder ve şöyle der;
“Kalabalık içinde yüke dayanıklı râhile nasıl az ise, insanların kalabalığı içinde de hakikati anlayan, nefsini terbiye etmiş, kriz anlarında dirayet gösteren ve vefa sahibi olan kişi sayısı da o kadar azdır.”
Onun bu ifadesinden de anlıyoruz ki gerçek adamlık ve sebat, her şeyin güllük gülistanlık olduğu konfor alanlarında değil, aksine fırtınaların koptuğu kriz anlarında ve imtihan ortamlarında tebarüz eder. - İbn Hacer el-Askalânî’nin Liyakat ve Donanım Penceresinden ele alır ve şöyle der:
“Araplar, binek olarak seçtikleri, yüke ve uzun çöl yolculuklarına dayanıklı, soylu develere ‘râhile’ derler. Hadiste kastedilen mana şudur: İnsanlar dış görünüşleri ve temel ihtiyaçları bakımından birbirine benzer (yüz deve gibi eşittirler). Ancak üstün vasıflara sahip olan, toplumun veya dinin yükünü omuzlayabilecek, işlerin altından kalkabilecek liyakatli, sadık ve güvenilir kişiler son derece nadirdir.”
Ne güzel ve ne doğru söyledin ey Allah’ın Resulü!
Kalabalıkların çölünde kaybolmadan, o asıl “râhile”yi arama bilincini ve o yükü omuzlayacak şuuru kuşanabilmek duası ve temennisiyle…
Abdullatif Mermer

