NATO zirvesi öncesinde Ankara Haymana’da gerçekleşen ve IŞİD bağlantısı gerekçesiyle yürütüldüğü belirtilen bir kolluk operasyonunda Haymanalı Muhammed Kavi ve eşinin yaşamını yitirmesi, ciddi hak ihlali iddialarını beraberinde getirdi. Resmi merciler olayı “silahlı çatışma/mukavemet” olarak servis ederken, maktulün ailesi ve tanıklar bu açıklamaları yalanlamaktadır.
Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun aile fertleri ve çevre sakinleriyle yaptığı görüşmelerde; şahsın herhangi bir terör eylemi veya silahlı yapıyla bağı bulunmadığı, arama ya da gözaltı kararına karşı bir direnç gösterilmediği, buna rağmen ev ortamında prosedür dışına çıkılarak çocukların gözü önünde ateş açıldığı iddia edilmektedir.
Olayın ardından ne resmi kurumların ne de insan hakları örgütlerinin kapsamlı bir soruşturma yürütmediğini belirten aile; Adli Tıp raporları ve kolluk açıklamalarıyla çelişen detayları sosyal medya üzerinden paylaşarak olayın aydınlatılmasını, adli soruşturma başlatılmasını ve sorumluların yargı önüne çıkarılmasını talep ediyor.
Yaşanan bu vahim olay, ne yazık ki ülkede bazı ideolojik odakların, kendilerini adeta “vatan, millet ve devlet hassasiyeti” adı altında ambalajlayarak devletin yetkili makamlarını manipüle ettiğini göstermektedir. Resmi görev ve kamu imkânları marifetiyle yürütülen bu tür operasyonların, muhalif veya aykırı görülen kesimlere gözdağı verme ve güç gösterisinde bulunma aracına dönüştürüldüğü yönündeki şüpheler güçlenmektedir. Devletin güvenlik bürokrasisi, bu tür manipülasyonlara alet edilmemeli; vatan ve millet sevgisi kisvesi altında yürütülen hukuk dışı uygulamalara ve güç gösterilerine geçit verilmemelidir.
NATO çıkarlarına hizmet eden odakların, bu durumu din, vatan, millet ve devletin kutsallığı söylemleriyle maskeleyerek kamuoyuna sundukları görülmektedir. Toplum mühendisliği ve algı yönetimi yoluyla yürütülen bu faaliyetlerin arka planında küresel aktörlerin çıkarları yatmaktadır. Dini ve milli değerleri istismar eden bu zihniyet; cemaatler, tarikatlar, medya, akademi ve siyaset alanındaki temsilcileriyle organize bir sistem çarkı oluşturmuştur. Örneğin din cephesinde Cübbeli Ahmet, akademi boyutunda Hilmi Demir, siyaset kulvarında ise Doğu Perinçek ve Ümit Özdağ gibi figürler bu algı operasyonlarının yürütülmesinde aktif rol oynamaktadır.
Ülkede, söz konusu isimlerin sunduğu gündem manipülasyonlarına maruz kalan milyonlarca insan var. Özellikle siyasal İslamcı ve “reisçi” kalabalıklar ile muhafazakâr-demokrat yönetim ağları; üç beş medya ve siyaset figürünün algı operasyonlarına kapılarak cadı avlarına girişmekte ve yargısız infazlar yapmaktadır. Muhalifleri itibarsızlaştırmak ve terörize etmek için ellerinde elverişli “günah keçileri” bulunmaktadır.
Bir insanı toplum nezdinde hedef göstermek için bu etiketlerden birini yapıştırmak yeterli görülmektedir. Gerçekte IŞİD, FETÖ, PKK, El-Kaide veya Ergenekon gibi yapılarla hiçbir organik bağı olmasa bile sırf muhalif bir duruş sergilediği için terör yaftası vurulan bireylerin; hem toplum vicdanında hem de adli ve emniyet süreçlerinde kendilerini aklamaları son derece uzun ve yıpratıcı bir zamana mal olmaktadır.
Hesabına küçük miktarlarda para transferi yapıldığı, sosyal medyada şiddete başvurmadan eleştirel paylaşımlarda bulunduğu, mağdur gördüğü kişileri savunduğu ya da iktidar siyasetine destek vermediği için insanlar hedef alınmaktadır. Sıradan HTS kayıtları veya sosyal medya grup üyelikleri gerekçe gösterilerek, basit bir davetiye ile emniyete çağrılabilecek kişiler şafak operasyonlarıyla gözaltına alınmaktadır. En ufak bir terör eylemine karışmayacağı kolluk raporlarıyla dahi bilinirken; sabahın köründe evlerin basılması, kapıların kırılması, çocukların korkutulması ve mahalle sakinleri nezdinde “terörist” imajı oluşturulması kabul edilemez.
Haymanalı Muhammed Kavi ve eşinin maruz kaldığı trajik olayda olduğu gibi yaşanan bu sert uygulamaların ne İslam’da, ne hukukta, ne vicdanda, ne de demokratik bir devlette yeri vardır. Siyasiler uluslararası odaklara yaranmak, medya ve ideolojik çevreler ise toplumu germek için bu değirmene su taşıyabilir; ancak asıl soru şudur: Akıl ve vicdan sahibi kitleler, hakikati araştırmadan neden bu yargısız infazlara ortak olmaktadır?
İşin en vahim yönü, ideolojik olarak farklı zeminlerde duranların hukuksuzluklara uğradığında toplumun diğer kesimlerinin “üç maymunu” oynaması; hatta sırf “kendisinden değil” diye aynı yargısız infazlara ortak olmasıdır. Oysa DEM Parti (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun sergilediği tutumda olduğu gibi; mağdurun kimliğine veya siyasi görüşüne bakılmaksızın, yalnızca insan hakları ve evrensel adalet ilkeleri doğrultusunda ortak bir dil geliştirilseydi, ne siyaset ve medya odakları ne de dini istismar eden yapılar bu kirli emellerine ulaşabilecekti.
Bu ilkesiz duyarsızlığı ve nihayetinde herkesi yutacak olan sessizliği, Nazi Almanyası döneminde yaşanan acı tecrübeleri aktaran Alman din adamı Martin Niemöller en yalın haliyle şöyle ifade etmişti:
Önce komünistler için geldiler, sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim.
Sonra sosyalistler için geldiler, sesimi çıkarmadım; çünkü sosyalist değildim.
Sonra sendikacılar için geldiler, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim.
Sonra Yahudiler için geldiler, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim.
Sonra benim için geldiklerinde ise sesini çıkaracak hiç kimse kalmamıştı.”
Zamanında jakoben Kemalistlerin, cuntacı askeri vesayetin ve kartel medyasının yürüttüğü cadı avıyla 28 Şubat sürecinde dindarların dini, sosyal, kamusal ve ekonomik hakları gasp edilmiş; cemaatler ve dindar kitleler ağır mağduriyetlere uğratılmıştır. Ancak dün bu haksızlıklara şahit olan İslamcı cenahın bugün sergilediği suskunluk, sinmişlik ve pısırıklık işin en acı tarafıdır.
İslamcı kesimin akil insanları, kelam ve kalem sahipleri haksızlıklar karşısında sustukça; ne geçmişin “mağduriyet edebiyatı” bir anlam ifade edecek, ne savundukları İslami değerler toplumda bir karşılık bulacak, ne de gelecekte uğramaları muhtemel haksızlıklarda adalet talepleri ciddiye alınacaktır. En önemlisi de dünyevi ve cemaatsel kazanımları koruma kaygısıyla haksızlıklara göz yumanlar, Ahiret’teki büyük mahkemede bu sessizliğin hesabını veremeyeceklerdir. Allahu mustean…
-AMMAR ESERİ-

