عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «سَيأْتِي عَلَى النَّاسِ سَنَوَاتٌ خَدَّاعَاتُ، يُصَدَّقُ فِيهَا الْكَاذِبُ وَيُكَذَّبُ فِيهَا الصَّادِقُ، وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ وَيُخَوَّنُ فِيهَا الْأَمِينُ، وَيَنْطِقُ فِيهَا الرُّوَيْبِضَةُ». قِيلَ: وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ؟ قَالَ: «الرَّجُلُ التَّافِهُ فِي أَمْرِ الْعَامَّةِ»
Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
“İnsanların üzerine aldatıcı yıllar gelecektir. O yıllarda yalancı doğru kabul edilecek, doğru söyleyen yalanlanacak; haine güvenilecek, güvenilir kimse hain sayılacak ve Rüveybida konuşacaktır.”
Sahâbenin, “Ey Allah’ın Resûlü! Rüveybıda kimdir?” sorusu üzerine Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
“Halkın genel işlerinde konuşan değersiz (ehliyetsiz, seviyesiz) kimsedir.” (Sünen-i İbn Mâce, Fiten, 25)
Tarih akışı içinde insanlık, en iddialı dönemlerini yaşarken büyük bir ahlaki ve zihni savrulmanın eşiğindedir. Muhammed Aleyhisselam’ın ahir zaman fitnelerine dair hadisleri sosyolojik tahliller olarak, bugün bizzat zamanın doğruladığı toplumsal ve gerçeğe dair birer tablo olarak önüme çıkıp aydınlatmaktadır.
Çokluğun ve bilgi kirliliğinin hüküm sürdüğü bu asır, hakikatin inşasından çok sömürüsüne ve yıkımına hizmet etmektedir. Nebevi dilde “aldatıcı yıllar” (senavatün haddaat / سَنَوَاتٌ خَدَّاعَاتُ) olarak vasfedilen bu zaman dilimi; değerlerin altüst olduğu, liyakatin unutturulduğu ve sözün değerini yitirerek ucuzlatıldığı bir çölü andırmaktadır.
Hadis-i şerifte geçen ve kıyamet alametleri arasında zikredilen Rüveybida (er-rüveybıda / الرُّوَيْبِضَةُ) kavramı, âlimlerin ve dil bilginlerinin. cümlesinde anlamını bulmakta ve zamanımızı ne güzel tasvir etmektedir
Âlimler, kelimenin türediği veznin Arap dilinde küçültme kalıbı (tasğîr / تَصْغِير) olduğuna özellikle işaret etmişlerdir. Bu lafzî özelliğin, “kişinin hem ilmi ve ahlaki plandaki küçüklüğünü hem de toplum nazarındaki itibarsızlığını ifade etmektedir “demişlerdir.
Örneğin hadisi şerh bağlamında Ali el-Kârî, Rüveybıda’yı şöyle açıklar; normal şartlarda halk nazarında hiçbir itibarı bulunmayan, fakat buna rağmen din, devlet ve toplumun en büyük meseleleri hakkında konuşmaya cüret eden kimse olarak tanımlar.
Genel olarak ulemanın açıklamasına baktığımızda Rüveybıda; çapı ve kapasitesi toplumun veya büyük işlerin yükünü kaldırmaya yetmeyen, bilgisi ancak basit işlere eren bir kimsedir. Ne var ki bu karakter, koyu cehaletin (cehl-i murakkab / جَهْلٌ مُرَكَّب) verdiği cesaretle kendisini büyük bir rehber zannetmekte, ümmetin genel meselelerinde söz söylemeyi kendisine vazife edinmektedir.
Bu noktada hadis-i şerif, sadece bireysel bir ahlak zafiyetine değil, aynı zamanda toplumun güven mekanizmasının çöküşüne, fehmin ciddi anlamda daraldığına ve akil olan kimselerin azlığına işaret etmektedir. Nitekim doğrunun yalanlandığı, hainin emin addedildiği bir iklimde, ehliyetsizliğin merkeze yerleşmesi ve bu kimselerin itibar görmesi de kaçınılmazdır.
Allah Resulü Aleyhisselam’ın bin dört yüz yıl evvel haber verdiği bu manzaranın günümüzdeki yansımaları çok belirgindir. Özellikle sosyal medya platformları, bu tipolojiye tarihte hiç şahit olmadığı kadar geniş bir zemin ve imkan oluşturmuştur.
Gerçek hayatta ilim meclislerinde muhatap dahi alınmayacak, ilmî bir tedrisattan geçmemiş kimseler; dijital çağın sunduğu imkânlarla birer kanaat önderi kisvesine büründürülmüştür. Beğenilerin hakikat yerine konduğu, tık sayılarının liyakatin önüne geçtiği bu sanal panayırda, dinin hassas hükümleri ehliyetsiz dillerin mezesi haline gelmiştir. Kim olduğu belli olmayan figürlerin söz söyleyip karşılık bulabildiği bir ortamda herkes her konuda söz sahibi olduğunu düşünür bir hale gelmiştir.
Nebevi ihtarın bugün en çok görüldüğü yer, tam da bu dijital gürültü kirliliğinin olduğu yerdir. Hakiki râhilenin yani yükü omuzlayacak ehil ve güvenilir insanların sükûtu tercih ettiği ya da sesini duyuramadığı bu demlerde, Rüveybıdaların meydanı boş bulması büyük bir fitneye dönüşmüş ve ümmet bu kimselerin basiretsiz ve basit istinbatları nedeniyle hak ve batıl arasında aynen çölde rüzgarın savurduğu kum taneleri gibi bir sağa bir sola savrulmaktadır.
Hakikatin büküldüğü, liyakatin mahcup, cehaletin ise cüretkâr olduğu bu aldatıcı yılların tazyiki altında yaşayan bizlere düşen vazife, nebevi basireti kuşanmak, sloganlara değil hikmet ehlinin vakar ve sükunet ile ümmetin hayrı adına yaptığı tespitlere yönelmek ve kim olduğu belli olmayan kimselerden asla bir şey almamaktır.
İlmi ehliyete sahip olmayan kimselerin metin nakli ile kurduğu saltanata aldanmadan kul olma kaygısıyla Nebi’nin varislerine yaslanılacak dayanak olmaktır. Hak ehline küfür, nifak ve fısk ehlinin dört koldan saldırdığı bir zamanda yanında en azından karartı olmak kaygısı ile hakkın tarafını ve kararlılığını artırmaya çalışmaktır.
Allah Teâlâ bizlere fitnelerin kargaşası içinde hakkı hak, batılı batıl gösteren bir basiret; bu çetin yolda savrulmadan yürümeyi sağlayacak bir istikamet ve selâmet ihsan eylesin. Amin.
Abdullatif Mermer

