Bazen bazı altı çizili cümlelere denk geliyorum ve o satırların arkasındaki zihinsel fırtınalara çekiliyorum. İnsan düşünmeden edemiyor: Hangi ruh hali, nasıl bir kırılma ya da hangi sessiz yangın söyletti bu sözleri? Bir toplumun en yorgun fertleri, şüphesiz ki farkındalığı yüksek ve empati yükü ağır olanlardır. Bu yüzden Doğu’dan Batı’ya, çağları aşan o düşünürlerin kederine zaman zaman ortak olurum. Onların kaderi belki de tek bir cümlede saklıydı: Anlaşılmadılar ama hep anladılar.

İşte tam da bu yüzden, insanı kendi derinliğine çağıran şu ifadelere bakıp arkalarındaki trajediyi merak etmemek mümkün değildir:

Dostoyevski – Yeraltından Notlar

“Her insanın sadece yakınlarına değil, belki de en çok kendine bile söylemekten korktuğu anıları vardır; üstelik bir insanda bu tür anılar ne kadar çoksa, o insan o kadar yalnızdır.”

Dostoyevski bu satırları kağıda dökerken, muhtemelen kendi iç hapishanesinin parmaklıklarına tutunuyordu. Toplumun sahte nezaketinden bıkmış, kendi karanlığıyla yüzleşmekten çekinmeyen gür ama yalnız bir ses vardı orada. İnsanın dışarıya sunduğu vitrin ile ruhun en alt katında sakladığı o gizli çekmeceler arasındaki aşınmayı bundan daha berrak ne anlatabilirdi ki?

Schopenhauer – Hayatın Anlamı

“İnsanlara ne kadar çok değer verirsen o kadar çok hayal kırıklığına uğrarsın. Bu yüzden mesafeli kalmak, ruh sağlığını korumanın en iyi yoludur.”

İnsan ilişkilerinin o ezici beklenti çarkında öğütülen bir zihnin, kendini koruma çığlığıdır bu. Gösterilen samimiyetin zayıflık, verilen değerin ise bir yük sayılmasına karşı çekilmiş zarif ama katı bir sınırdır. Kırgın bir ruhun, yeni yaralar almamak adına kuşandığı o koruyucu zırhı hissedersiniz bu cümlelerde.

Franz Kafka – Milena’ya Mektuplar

“Seni seviyorum diyebilmek ne kadar kolaysa, seni anlıyorum diyebilmek o kadar zordur. İnsanlar sevmeyi öğrenirler ama anlamayı asla.”

Kafka’nın o hassas ve izole dünyasından süzülen bu serzeniş, sevilmekten ziyade anlaşılmaya aç bir ruhun yorgunluğunu özetler. Sevgiyi dillerinde kolay bir süs gibi taşıyan ama iş o sevgiyi emekle, derinleşerek anlamaya geldiğinde sığlıkta boğulan insanlığa karşı yapılmış en zarif eleştiridir belki de.

Satır aralarında gezindikçe, bu isimlerin bıraktığı o düşünsel mirasın arkasındaki insani dramı ve çekilen o sessiz çileyi hissetmemek elde değil. Öylece paylaşmak, bir iz bırakmak istedim…

Abdullatif Muhammed