Bugün, “Bu asırda Müslümanların derdi nedir?” diye bir soru sorsak, ahiret bu sıralamanın neresinde olur?
Bugün Müslümanların gündeminden ahiret çıkmış durumdadır. Ahiretin gündemden çıkması demek ise dinde sebat etmenin zor olması demektir.
Ahireti gündemden çıkarmak ne demektir? Bugün Müslümanların kardeşlerini, komşularını, mazlum coğrafyayı, oradaki kardeşlerini dert edinmemesi, evinde İslam ne kadar yaşanıyor, diye bir derdi olmaması ve yaptığı tüm işlerden hesaba çekileceğini düşünmemesi ahireti gündemden çıkarmak demektir.
Peygamber aleyhisselam bu durumu ‘vehn’ olarak tespit eder.
Allah Resulü (sav), buyurur: “Yemek yiyenlerin büyük tabağa üşüştükleri gibi insanların, size karşı birleşip üşüşmeleri yakındır.”
Biri sordu: “Acaba o zaman biz sayıca az mı olacağız?”
Peygamber(sav) cevap verdi: “Hayır, bilakis siz o zaman sayıca çok olacaksınız. Fakat siz, selin sürüklediği çer çöp gibi dağınık olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden, sizin korkunuzu çıkaracaktır. Sizin kalplerinize de ‘vehn’ atacaktır.”
“Ey Allah’ın Resulü vehn nedir?” diye sorduklarında da şöyle buyurdu: “Dünya sevgisi ve ölüm korkusu”
Rasulullah aleyhisselatu vesselam’ın vehn diye tespit ettiği bu hastalığın sebebi insanların ahireti unutmasıdır.
Biz Allah’ın rahmetini, cennetini istiyoruz ama bugün onlar için ne kadar mücadele ediyoruz ve onları ne kadar gündeme alıp dert ediniyoruz?
Evimizde kırılan bir eşyayı, çok sevdiğimiz zarar gören bir objeyi dert edindiğimiz kadar ahireti dert ediniyor muyuz?
Bir insanın gündeminden ahiretin çıkması demek, Allah’ı unutması demektir. Kendisinin korkutacak kimsenin kalmaması demektir. Bir insanın korkacağı bir makamın olmaması ve hesap vereceğine inandığı bir kimsenin kalmaması demek onun yarınlar yokmuş gibi yaşamasına sebep olur.
Biz Müslümanlar olarak Allah’ın azabından ve cehenneminden korktuğunu söyleyenler olarak gerçekten hesap içerisinde miyiz? Yaptıklarımızı, yapacaklarımızı ne kadar kontrol ediyoruz? Söylemiş olduğumuz bir sözün yarın karşımıza çıkma olasılığını ne kadar düşünüyoruz
Sahabe daha hayattayken toprak olmak, kuruyup giden bir bitki olmak istiyordu. Neden? Ahiret hesabı yaptıkları için.
Ömer b. Hattab (ra) cennetle müjdelenmiş olmasına rağmen Huzeyfe’nin (ra) arkasında “Ben de onlardan mıyım?” diye neden dolandı?
Onlar ahireti hiçbir zaman cepte görmediler. Asrımızın Müslümanları ise Ebu Bekir’den (ra) daha rahat, Ömer’den (ra) daha rahat!
Amr b. As (ra) ölüm döşeğindeyken diyor ki: “Benim hayatımda 3 tane dönem var: Eğer ki ilk dönemde, Muhammed aleyhisselama düşman olduğum, şirk üzere olduğum dönemde ölseydim cehennemi boylardım. İkinci bir dönemim var ki, iman ettikten sonra dünyada en sevimli gelen Muhammed aleyhisselam idi. Eğer o dönemde ölseydim umuyorum ki Allah’ın izniyle cennete girenlerdendim. Sonrasında bazı içtihatlar yaptık. Şu an Allah’ın rahmetine sığınıyorum.”
“Allah onlardan razı onlar da Allah’tan razı” ayetine muhatap olan Amr b. As (ra) kendisinden, akıbetinden emin değil!
Biz bu noktada, dünyayı tamamen nötr hale getirelim, dünyayı tamamen bitirelim demiyoruz. Dünyada bir şeyleri istemek ayrı, onu dert edinmek ayrıdır. Biz, dünyayı dert edinmeyin diyoruz. Derdiniz ahiret olsun, dünya dert olmasın; gündeminizi, zamanınızı, duygularınızı, kalbinizi meşgul etmesin diyoruz.
Dünyada ev iste, araba iste ama bununla gününü mahvetme, bunlarla gününü heba etme. Zihnini, kalbini bunlarla değil ahiretle meşgul et, diyoruz.
Kalbin incinecek ise zamanın heba olacaksa ahiretten olsun. Hakikatte ise heba olmadığını görürsün.
Bu dünyada istediğiniz kadar dünyalığa sahip olun, sıkıntı değil ama onları dert edinmeyin. Geçici olan şeyleri dert edinmeyin.
Eğer ki sizin saçınızın bir teli dünyadan ve dünyadaki bir dertten dolayı beyazlamış ise bu bile ahirette hesap sebebiniz olabilir.
Selmanı Farisi (ra) bir ev yapmak istiyor. Ustayı çağırıyor ve ona ev ile ilgili istediklerini şu cümleler ile ifade ediyor: “Ayaklarımı uzattığım zaman ayaklarım, ayağa kalktığım zaman başım değmesin.”
Onun dünyayı dert edinmesi ile bizim dünyayı dert edinmemiz arasındaki fark…
Dünyalığı elde etmek kınanmamıştır lakin önemli olan insanın dönüp kalbine baktığında dünyayı elde etmek adına bir sancı olup olmadığıdır. Dünya senden gidince üzülüyor musun? Önemli olan bu…
Bu dünyada kazandığımız ve kaybettiğimiz her şey daha biz bu dünyada yokken takdir edildi. O halde neden dünya ve içindekiler bizim derdimiz olsun ki?
Rasulullah aleyhisselam, “Kimin derdi ahiret olursa Allah onun kalbinin zenginliğini verir. Onların işlerindeki dağınıklığı toparlar ve o kişi dünyanın da kendisine boyun eğip geldiğini görür. Kim dünyayı dert edinirse, iki gözünün önüne fakirliği koyar. Onun işlerinin arasına ayrılık verir. Allah’ın takdir ettiğinden başka dünyada ona hiçbir şey gelmez!”
Rasulullah aleyhisselam, kim ahireti isterse demiyor, kim ahireti dert edinirse diyor. Fiziki, fiili, fikri dert edinmek ve ahireti ilk sıraya koyup gündem yapmaktan bahsediyor. Ahireti dert edinenin kalbinin zenginliğini vereceğini söylüyor. Kişinin başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayacağı bir zenginlikten söz ediyor.
“ve onların işlerindeki dağınıklığı toparlar”
Diyoruz ya bazen; yetişemedim, toplayamadım, dikiş tutmadı… O zaman bu hadisi düşünmeliyiz. Demek ki sen de ahireti dert edinmek noktasında bir sıkıntı var.
Dünyayı dert edinenler için ise “İki gözünün önüne fakirliği koyar.” Tehdidi yapılıyor. O kişi sürekli dünyayı görür, sürekli dünyayı düşünür.
“ve onun işlerinin arasına ayrılık verir. Allah’ın takdir ettiğinden başka dünyada ona hiçbir şey gelmez!”
Gece gündüz çalışır ama Allah’ın takdir ettiği dışında hiçbir şey ona gelmez, elde edemez.
Demek ki, kim ahireti dert edinirse o kişinin hem dünyası hem de ahireti ihya olur.
Bir insan dünyayı dert edinirse ahiret gündeminden çıkar; ahireti dert edinirse dünya gündeminden çıkar. Dünyanın gündeminizden çıkması zihninizin ve kalbinizin rahatlaması demektir. İşler ters gider sen ise Allah’ın takdiri, der ve bırakırsın. Uykuların kaçmaz çünkü bu dünya umurunda değildir.
Evet, dünyayı dert edinenin birçok malı, mülkü vardır ama dünyayı dert edinmeyen kişinin kalbindeki o huzur ve sekinet onun kalbinde yoktur. Kişinin ahireti dert edinmesi ve ilk sıraya koyması hem kalbi huzura hem de tevekküle ulaşmasına sebep olur.
Eğer kişi ahireti dert ediniyorsa ve bir dert, musibet yaşıyorsa “Ben ahireti ve Allah’ın rızasını kaybetmeyeyim de bu yeter” diyecek ve kaybettiği şeyde hayır arayacak, tevekkül edecek.Tevekkül olmayışının arka planında ahireti dert edinmemek vardır.
Rasulullah aleyhisselam “Hırs yap” buyuruyor. Normalde hırs kötü bir şeydir ama insanın içinde olan bir haslettir. Rasulullah aleyhisselam o hırsı doğru yere kullanmayı bizlere tavsiye ediyor. İnsan, insan fıtratı ile savaşamaz. Bu din fıtrat dinidir ve fıtrata muhalif hareket ettirmez. Dolayısıyla hırs sende var, öyle yaratıldın ama hadisin devamında Rasulullah hırsı nereye kanalize etmemiz gerektiğini öğretiyor:
“Sana fayda edecek şey hususunda hırs yap ve Allah’tan yardım dile, acziyete düşme.”
Allah Rasulü aleyhisselam, Allah’tan yardım dilememizi vurguluyor çünkü sen hırsın ile hiçbir şeyi elde edemezsin. Her durumda olduğu gibi bu durumda da Allah’ tan yardım istemelisin.
Doğru hedef: Hırsı doğru yerde kullan
Doğru dayanak: Allah
Doğru tavır: Elde edemesen bile acziyete düşmezsin çünkü elinden geleni yapıp Allah’tan yardım istedin, gerisi ise senin elinde değildir.
Örneğin Allah’ın dini hususunda gayret ettik, hırs yaptık, Allah’tan yardım istedik olmadı mı, sonuç alamadın mı? Rahatlamalısın çünkü Allah dilemediyse olmaz. Onun ecrini ise ahirete bırakmıştır. Nuh aleyhisselam dünyadayken mi almıştı?
Hadisin devamında ise Rasulullah aleyhisselam buyuruyor ki: “ Sana bir şey isabet ettiği zaman sakın şunu deme: Keşke ben şöyle şöyle yapmasaydım. Şunu söyle: Allah böyle diledi böyle oldu.”
Allah’ın dilemesine razı değil misin? Allah senin için hayırdan başkasını dilemez.
Allah seni İbrahim aleyhisselam gibi tek kılarsa da Eyyub aleyhisselam gibi hastalık ve fakirlik ile karşı karşıya getirse de Süleyman aleyhisselam gibi güçlü, zengin kılarsa da bu Allah’ın senin için takdir ettiğidir. Senin yapman gereken O’na yaslanıp dayanmaktır. İşi ne için yaptığını düşünmektir. Allah için yaptığın hiçbir şey için keşke deme, neden deme! Allah’ın kaderi, de ve bırak.
Bir kalp ahirete meyletmiş ise o kalbi kim korkutabilir? O zaman derdimiz ne onu tekrar gözden geçirelim.
Rabbimiz bizi o kadar çok seviyor ki bizim cehenneme gitmememiz için bizi bu hakikatler ile sürekli silkeliyor. Peki, bizler bu hakikatlere ne kadar tutunuyoruz. Rasulullah aleyhisselam veda hutbesinde: “Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sıkı sıkıya sarıldığınız sürece doğru yoldan asla sapmazsınız: Allah’ın Kitabı ve Rasûlü’nün sünneti.” Demişti
Bu iki kaynağa ne kadar tutunuyoruz? Sorgulamak zorundayız.
Allah bu konu ile alakalı: “Bir şey sana kerih gelir fakat onda bir hayır vardır ya da bir şeyi seversin ama onda da şer vardır. Allah bilir sen bilemezsin.” Buyuruyor.
Sevdiğin şeyin sana gelip gelmemesine, elinden gidip gitmemesine bakma, Allah’ın senin için neyi takdir ettiğine bak!
Bir şeyi sen istiyorsun diye elde etmezsin. Başka bir şeyi de sen vazgeçtin diye senden gitmez. Allah’ın senin hakkındaki takdiri seni bulur. O zaman neden kaygı duyuyoruz ve dert ediniyoruz?
Bir şey istemediğimiz halde oldu ise ya da istediğimiz halde olmadıysa “Allah böyle diledi böyle oldu” de ve bırak. Sen bilmiyorsun, Allah biliyor. Muhakkak Allah’ın onda takdir ettiği bir şey vardır.
Bu dünyada dert edineceğimiz hiçbir şey yok. Tek derdimiz ahiret olduğu müddetçe hem dünyamızı hem de ahiretimizi kurtarırız.
Ahireti, Müslümanları dert edinmediğimiz müddetçe orada bir problem vardır.
Fatiha suresinde اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقٖيمَۙ diyoruz. Bunu, doğru yolda olduğunu düşünen insanalar söylüyor. Dolayısıyla biz gerçekten doğru yolda mıyız değil miyiz yarın Allah’ın huzuruna geldiğimiz zaman ortaya çıkacak. Bugün bunun kaygısını nasıl duymayız?
Bugün İslam’ı, Allah yolunda mücadeleyi, İslam davasını ve mazlum coğrafyaları dert edinmediğimiz bir yol bizim için gerçekten doğru bir yol mudur?
Müslümanlar zarara uğrarken sen o sırada ayak ayak üstüne atıp ticaretine devam edip hidayet üzere olduğunu ya da kaldığını mı düşünüyorsun?
Ahiret derdi olan bir insanın Müslümanlar içinde bir derdi olur.
Velhamdulillahi Rabbil Alemin
(Konferanstan notlar)
Abdullatif Mermer


