Bizler herkese karşı sorumluluklarımızı biliyoruz ama Allah’a, Allah’ın ayetlerine ve Kitabına karşı sorumluluklarımızı unutuyoruz.

Yeri geldiği zaman çocuğumuza, eşimize, anne babamıza; yeri geldiği zaman okulumuza, işimize karşı sorumluluklarımız hem zihnimizi işgal ediyor hem de bu sorumlulukları unutmamıza çevremiz müsaade etmiyor.

Bugün gerçek dostlukları yitirmiş durumdayız. Bize Allah’ı hatırlatan, Allah’a karşı sorumluluklarımızı hatırlatan dostluklar artık yok denecek kadar azalmıştır. Bugün bizler birbirimize Allah’a karşı sorumluluklarımızı hatırlatan gerçek dostlar olup Zuhruf Suresi’ni konuşacağız inşallah.

Allah; dünyanın, malın, mülkün Allah katında bir kıymeti ve değerinin olmadığını bu sure içerisinde ifade ederken; kâfirlerin ellerindeki gücü ve otoriteyi Allah’ı inkâr etmekte, isyan etmekte, Allah’a savaş açmakta, Allah’ı unutmakta ve Allah’ı unutturmakta kullanmayacağı söz konusu olsaydı, kâfirlere bile evlerini altından yapacağını beyan ediyor.

Allah katında dünya malı bu kadar değersiz ve önemsiz, neden?

Nihayet her şeyin gelip geçtiği gibi dünya malı da bir geçimlik, gelecek geçecek bir şeydir. Şu an oturduğumuz koltuklar altından olsa, tavan gümüşten olsa ne değişirdi? Nihayetinde her şeyi burada bırakıp gidecek birine bunlar ne katardı?

Bunun tehlikesini Allah şöyle beyan ediyor: Bunların vermiş olduğu gevşeklik Allah’a karşı sorumluluğumuzu, kulluğumuzu unutturuyor.

İnsan kendisini bir gözden geçirirse şunu çok rahatlıkla görecektir: İnsanın dünya malı elinde yok iken Allah’a yakınlığı, dünya malı elinde olduktan sonra olan yakınlığından daha fazladır. Elinde imkân yokken kulun Allah ile olan ilişkisi, yok dediği ama elinde imkânların olduğu zaman diliminden daha sıkıdır.

Evi yok, Allah veriyor. Arabası yok, Allah veriyor. Harcamalarını düşünmediği bir rahatlığa geliyor ve buna rağmen ‘yok’ diyor. Bunların gerçekten yok olduğu dönemde Allah için koşarken, mücadele verirken, Allah’ın dininin yücelmesi için gayret içindeyken bu imkânlar eline geçtiğinde bu kişi önceki sorumluluklarının tamamını unutabiliyor.

Zuhruf 36: “Kim de Allah’ın ayetlerine, zikrine karşı bulanık bakmaya başladığında ona bir şeytan bağlarız da hep onunla beraber olur.”

Allah, ayetlerine karşı bulanık bakmaya başlayanlardan bahsediyor.

Genelde bu ayeti ‘Allah’ın zikrinden yüz çevirmek’ olarak ifade ediyorlar lakin Allah ayette A’şe kelimesini kullanıyor. Bu kelime, gözün bulanık görmeye başlaması demektir.

Neden bu kelime tercih edilmiş? Tam kör manasında kullanılan bir kelime değil, bulanık görmek manasında kullanılan bir kelime tercih ediliyor.

Allah Yu’rid (yüz çevirmek) kelimesini kullanmıyor, kullanabilirdi.

A’şe kelimenin kullanılmasının bir hikmeti var: Rabbimiz aslında burada insanın dinden sapmasının merhale merhale olduğundan bahsediyor. İnsanın Allah’ın kitabından, Allah’ın zikrinden merhale merhale uzaklaştığını ifade ediyor.

Nasıl? Dünya malının içerisine girdiği zaman, hayatı tamamen geçim derdi olduğu zaman, niyeti tamamen dünyada yer edinmek olduğu zaman; Allah’ın ayetleri önüne sunulduğunda, bilip duymasına rağmen o ayetlere bulanık bakmaya başlıyor.

Onu kendince anlamlandırmaya başlıyor. Ona kendi istediği anlamı yüklemeye başlıyor. Çünkü bulanık bakan adam bulanık gördüğü şeyi tam olarak görmediği için onu anlamaz, anlamlandırır. Sağır duymaz uydurur hikayesi gibi insan bulanık gördüğünü anlamlandırır.

O insana Allah’ın ayetini ifade edip anlatırsın. O, iç dünyasında “Hoca böyle söylüyor ama hoca beni tam olarak anlamıyor.” Ya da “Sen böyle düşünüyor olabilirsin, kendine göre haklısın ama ben böyle düşünmüyorum. Benim içinde bulunduğum olay biraz farklı” diyerek olayı bulanıklaştırıyor ve Allah’ın ayetlerine bulanık bakmaya başlıyor.

“Rahmanın zikrine karşı bulanık bakmaya başladığında ona bir şeytan bağlarız da hep onunla beraber olur.”

Rahman’ın zikri, Kuran diye açıklanmıştır ama Mevdudi’nin de (rh) dediği gibi buradaki asıl mana Rahman’ı hatırlamaktır. Hem Allah’ın zikrinden, ayetlerinden yüz çevirmek hem de güncel hayatında, gündeminde Allah’ı hatırlamamaktır.

Kişi nasıl güncel hayatında ve gündeminde Allah’ı hatırlamaz?

Mesela korona döneminde bizler 2 yıl boyunca evlerimizden çıkamadık. Ama bizler korona döneminde Allah’ı hatırlamadık. Rahmanın gücünün bizi evimize hapsedecek kadar bizim üzerimizde olduğunu bize hatırlatmadı.

Olayı bulanık görünce, hocalar da dahil koronanın sebeplerini, komplo teorilerini konuşmaktan Allah’ı hatırlayamadık.

Bulanıklık, bulanık bakmak nedir? Olayların arkasında Allah’ı görememektir.

Mesela bir yeri bulanık gördüğün zaman karşıdaki kişinin kadın mı erkek mi tam seçemezsin. Görmüş olduğun bulgular ile ona bir mana yükler ve anlamlandırırsın.

Allah’ın arzında yaşamış olduğumuz tüm olayları Allah’ın ayetleri olduğunu hatırlarsak, Allah’ın bizi kendisine hatırlatmak için var ettiği ayetler olarak hatırlarsak o zaman daha net görmeye başlarız.

Allah bizlere bol bol imkânlar, fırsatlar verdi: Mal verdi, mülk verdi, araba verdi, ev verdi, ekonomik genişlik verdi. Tüm elde ettiğimiz nimetlerin karşılığında Allah’ı anmadık, Allah’ı hatırlamadık yüceltmedik ve elimizdeki imkânlar ile Allah’ın dinini yüceltmesi için bir gayret ve mücadele vermedik.

Sadece kıldığımız namazla, tuttuğumuz oruçla, derste dinlediğimiz sohbeti unutmakla yetindik. Bunun üzerine de Allah, bu nankörlüğümüze karşı üzerimize belalar gönderdi ve dünyanın sıkıntılar diyarı olduğunu bize hatırlattı.

Düşünün deprem vakası oldu ama biz o gün de depremin nedenlerini tartıştık. Amerika yaptı dedik.

Peki, soralım kendimize Allah nerede? Bizim hayatımızda Allah nerede? Allah’ın gücü nerede?

Evet, Amerika yapmış olabilir, Amerika’ya bunu yaptıran, ona bu imkanı veren kim?

Allah daha önceki kavimleri de depremle, zelzele ile imtihan ederken o günün Amerika’sı mı yapmıştı bu olayı? Allah geçmiş ümmetlerin başlarına gelenleri anlatırken neyin anlaşılmasını, neyin hatırlanmasını istiyor? Bunu tefekkür etmemek Allah’ın ayetlerine bulanık bakmaya insanı götürüyor.

Suriye’de mazlumların durumunu düşündüğümüzde, o dönemde Esad’a bunu yapma fırsatı veren kim?

Yaşadığımız hiçbir olayın bize Allah’ı unutturmaması gerekmez mi?

Allah’ı gündemimizde hatırlamayı terk edince Rabbimiz bize, bizi saran bir şeytanı yakın bir arkadaş kıldı, musallat etti. Şeytan, Müslümanın yakın arkadaşı olunca ne oldu?

Kişi arkadaşının dini üzeredir. Şeytan bize hep dünyayı hatırlattı. Nasıl?

Zuhruf, 37: “Hiç şüphesiz o şeytanlar, onları yoldan alıkoyar, onlarsa doğru yolda olduklarını sanırlar.”

Allah, kendi zikrine karşı bulanık bakan adama şeytanı yakın arkadaş edince, o arkadaşı onu Allah’ın yolundan alıkoydu. Allah’ı hatırlamaktan alıkoydu. Zihninde Allah’ı canlı tutmasından alıkoydu.

Şeytan onlara bunu yapınca onlar da kendilerini doğru yolda zannettiler çünkü şeytan onlara doğru olduklarını vehmetti.

Şizofren hastaları ve paranoyak olan insanlar gerçekten çok zeki insanlardır.  Onları bir olayı başka bir olaya bağlama yetenekleri çok güçlüdür. Kendilerince bazı parçalar bulurlar ve o parçaları çok mantıklı şekilde toplayıp bir araya getirirler. Fakat bunun gerçek olmadığını ona kimse ikna edemez.

Gerek korona döneminde olsun gerek büyük musibetler yaşanan dönemde olsun Müslümanlar kısmi olarak bu hastalığa yakalandılar.

Müslümanlar her gün sosyal medyada ve her gün şeytan olan dostlar ile karşı karşıya. Onlar sizi hiçbir zaman Allah’ın kitabına doğru sürüklemiyor. Aksine kendi zihin dünyanızdaki şüphe ve bulguların doğruluğunu kanıtlamak için yardımcı oluyorlar. Siz farkında olmadan sizi Allah’ın dininden uzaklaştırıyorlar.

Allah’ın zikrini okumak sadece günlük Kuran okumak değildir. Okunan Kuran’ın yansımasını kendi hayatımızda hatırlayabilmek, olayların arkasında Allah’ın olduğunu hatırlayabilmek ve o olaylar ile Allah’ın bize bir şeyler anlattığını anlayabilmektir.

Böyle olmadığı zaman göz bulanıklaşmaya başlar.

Bu durum ne zamana kadar devam eder?

Zuhruf, 38: “Bize gelene kadar”

Zuhruf, 38: “Sonunda bize geldikleri zaman şeytana: ‘Keşke benimle senin aranda doğuyla batı arası kadar mesafe olsaydı. Ne kötü arkadaşsın.”

Şeytan öyle bir arkadaş ki insanı tutup cehenneme kadar kolunu bırakmıyor.

Zuhruf, 40:  “Yoksa sen mi sağıra duyuracak, köre ve apaçık sapıklıkta olana yol göstereceksin?”

Allah bulanıklığın sonunu körlük olarak anlatıyor. Kişi bulanıklık ile başlayıp eğer o bulanıklığı giderecek bir rahmet ile karşı karşıya gelmezse şeytan ile kendi arasına bir mesafe koymazsa Allah bizi sağır ve kör olmakla tehdit ediyor.

Bizim yapmamız gereken şey, olaylar karşısında Allah’ı hatırlamak ve olaylar karşısında Allah ile yol bulmaya çalışmaktır.

Korona olduğunda, deprem olduğunda, savaş olduğunda, büyük bir musibet olduğunda, bir hastalık yayıldığında ya da kendimizde bir musibet, evimizde bir musibet olduğunda, o olay bana Allah’ı hatırlatmalı. Allah’ın onunla benim günahlarımı sildiğini ya da derecemi yükselttiğini hatırlatmalıdır.

Yapmam gereken yaşadıklarımı isyan sebebi saymak değil, musibetlerin sebebini oturup sıralamak değil ya da olaylar karşısında ihmallerden kaynaklı bu musibet başımıza geldi değil, o ihmalleri de yaptıranın Allah olduğunu görebilmektir. Olayların arka planında Allah’ı görebilmektir.

Orta kısmından kırılan ve oradan yeşeren bir ağaç düşünün. Oradan büyümüş, dallanmış ve budaklanmış. Demek ki insan kırıldığı yerde durmayıp Allah’ın zikri ile ve ayetleri ile o kırılmayı kendisi için bir tecrübe edinip ilerlemeye çalışırsa o kırılma onu ileriye götürecek.

Kırıldığımız noktada durmadan hikmetini görüp dersler çıkarmamız ve yola devam ederek olayların kaynağında Allah’ı görmemiz gerekir.

Aksi durumda kör ve sağır olanlar gibi Allah’ın ayetlerine karşı nötr kalırız ve bu bizi Allah’ın azabına götürür.

Kendimizi tatmin ederiz: Verdiğimiz bir miktar sadaka ile arada dinlediğimiz dersler, birkaç sayfa kuran okumakla kendimizi avutabiliriz. Bu avutma şeytanın bizim kendimizi doğruda olduğumuzu zannettirmesidir.

Biz Allah’ın ayetlerine karşı nerede duruyoruz? Sorusunu zihinlerimizde canlı tutmak zorundayız.

Gerilemeye müsaade etmememiz lazım. Eskiden şu nafileyi yapardık, eskiden şöyleydi, böyleydi. Peki, şimdi? Şimdi neden geridesin, seni geride tutan şey ne? Artık cenneti mi kazandın, Allah’ın sana verdiği sorumluluk mu kalktı?

Abdulkadir Geylani’ye (rh) gökten bulutların arasından bir ses geliyor: “Ey Abdulkadir Geylani, tüm sorumluluklardan muafsın artık ibadet etmene gerek yok” diyor.

O da diyor ki: “Ey melun şeytan senin yerin orası değil oradan aşağıya in.”

Abdulkadir Geylani’ye soruyorlar: “Ey Abdulkadir sen nereden anladın onun şeytan olduğunu ?” O da şöyle cevap veriyor:

“Peygamberin üzerinden bile ibadet sorumluluğu kaldırılmamış benim üzerimden nasıl kaldırılsın?”

(Abdulkadir Geylani (rh) bugün bidat ve hurafenin bayrağına haline getirilmiş olsa da o Hanbeli mezhebinin büyüklerinden ve Selef akidesinin direklerindendir.)

Bu öncüler Allah’ın zikri ile baktılar olaylara ve bulutlardan gelen sese bile kulak asmadılar.

Biz olaya buradan bakıp yaklaşırsak yani kevni ayetlere de yönelirsek her şey bize Allah’ı hatırlatacak.

Allah ayetlerinde: “Göğe bak”. “Deveye bak”, “Sineğin kanadına bak” diyor. Neden? Çünkü seni kevni ayetlere yönlendiriyor ve Allah’ı hatırlamanı istiyor.

Bu senin Allah’ın ayetlerine karşı sorumluluğundur.

“Ey iman edenler! Siz Allah’ın dininden dönerseniz, Allah’ın dinini terk ederseniz Allah öyle bir kavim getirir ki Allah onları sever onlar da Allah’ı sever.”

Allah Subhanehu ve Teala sana muhtaç değil. Yani sen olsan da olmasan da bu dava yürür. Bu dava ilerlerken sen geride kalmış olursun. Allah öyle bir kavimle bu yolu devam ettirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever.

Bunların özellikleri nedir?

“Bunlar müminlere karşı alçakgönüllü kafirlere karşı da şiddetlidirler.”

Ebu Bekir (ra): “Peygamber aleyhisselamın vefatında sonra Araplarda 3 tane mescit dışında tamamı irtidat etti. Bu ayet temelde bunları anlatır” diyor.

Bunlar neden irtidat etti? Dediler ki: “Ebu Bekir, sen zorbalıkla bizim malımızı alamazsın (zekât)”

Namaz kılacaklar, oruç tutacaklar, belki cihad edecekler ama zekatı vermeyecekler. Yani dinde bir ritüeli değiştirecekler. Bunun karşında Ömer b. Hattab gibi sert olan sahabe bile: “Ey Ebu Bekir biz bunlarla konuşarak anlaşma yoluna gidelim” dediler.  

Ebu Bekir (ra): “Bunların tek ikna yolu boyunlarına kılıcı indirmektir.” Diyor.

Bugün Allah’ın ayetlerini istediği gibi evirip çeviren, Allah’ın helallerini haram haramlarını helal eden ve Allah’ın yasalarına savaş açmış olan sistem ve kanunları meşrulaştıran insanlar karşı ezik olmak, yumuşak davranmak bu dinin size yüklediği şey değildir. Çünkü siz müminlere karşı yumuşak olmakla mükellefsiniz.

Maide 54: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse Allah (sizin yerinize) öyle bir topluluk getirir ki (Allah) onları sever, onlar da (Allah’ı) severler. Müminlere karşı alçak gönüllü/yumuşak huylu, kâfirlere karşı izzetlilerdir. Allah yolunda cihad ederler ve kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın lütfudur. Allah onu dilediğine verir. Allah, (ihsanı ve lütfu bütün varlığı kuşatacak kadar geniş olan) Vâsi’ ve (her şeyi bilen) Alîm’dir.”

Neden kınayıcının kınamasından korkmazlar? Çünkü onlar mallarını, maaşlarını kimseden almazlar. Bu dönemin en büyük musibetlerinden bir tanesi de ilim talebelerinin, hocaların belli derneklerin gölgesinde maaşla çalışıyor olması. Sırf kendi maaşlarına zeval gelemsin diye tabi olduğu cemaatin yanlışlarına sessiz kalması bu ayetin zıddıdır.

“Bu, Allah’ın lütfudur. Allah onu dilediğine verir. Allah, (ihsanı ve lütfu bütün varlığı kuşatacak kadar geniş olan) Vâsi’ ve (her şeyi bilen) Alîm’dir”

Velhamdulillahi Rabbil Alemin

23.07.2023 Tarihli, Allah’ın Ayetlerine Karşı Sorumluluğumuz Konferansı Notlarıdır.)

Abdullatif Mermer