Ahzap Suresi, 23. Ayet: “Mümin erkekler içerisinde öyle yiğitler vardır ki onlar Allah’a verdikleri sözü yerine getirdiler. Kimileri de onu beklemektedirler ve onlar sözlerinde herhangi bir değişikliğe gitmediler.”
Bu ayet nazil olduğunda Sahabe, bu adamların kimler olduğunu çok merak eder lakin Sahabe Efendilerimizin bir ahlakı vardır: Onlar Rasulullah aleyhisselama rahatça soru sormazlardı. Ancak bir bedevi gelir hoyratça, rahatça soru sorar o zaman bunu fırsat bilirlerdi.
Bu ayet nazil olduğunda bir bedeviyi yakalamışlardı ve bedeviden: “Bu adamlar kimlerdir? Sor” diye bir talepleri olmuştu. Bedevi Rasulullah aleyhisselama bu soruyu sorduğunda Rasulullah ilk etapta cevap vermez. Bedevi 2. Kez sorar. Rasulullah yine cevap vermez. Sonra mescide Talha (ra) girer: “İşte bu, o adamlardandır” der.
Enes b. Malik (ra): “Amcam Enes b. Nadr Bedir Savaşı’na katılamamıştı. ‘Eğer Allah tekrar müşriklerle karşılaşmayı nasip ederse Allah benim neler yapacağımı görecek’ demişti.”
Uhud Savaşı başladığında savaş meydanında Muhammed aleyhisselamın öldüğü haberi yayılır. Bunu duyan sahabelerin dizlerinin bağı çözülür.
Bu alınan haber birilerini sarsarken birilerinin de bulunduğu yerden geri dönmesine sebep olmuştu. İşte böyle bir karmaşada bazı yiğitler belirdi: Enes b. Nadr (ra) gibi…
Enes (ra) öne doğru ilerledi. Sahabe nereye gittiğini sorduğunda: “Vallahi cennetin kokusunu Uhud’un ön saflarından alıyorum” dedi.
Oturanları gördü ve: “Allah’ım ben onların yaptıklarından beriyim.” Dedi. Mekke müşriklerini göstererek de: “Allah’ım onların yaptıklarını sana şikayet ediyorum.” Dedi.
Oturanlara: “Neden oturuyorsunuz?” diye sordu. Onlar: “ Muhammed aleyhisselam öldü.” Dediler. O Kahraman:
“ O zaman ayağa kalkın! Onun öldüğü bu dava için sizde ölün. O ölmüşse sizin yaşamanızın ne kıymeti var?” dedi.
Uhud savaşı sona erdiğinde Enes b. Nadr 80 küsür yara almış ve şehit olmuştu. Sahabeler onu tanıyamamıştı. Kız kardeşi onu parmaklarından tanımıştır.
Enes b. Nasr (ra) Allah’a verdiği sözü tutmuştu. Allah o yiğidin ne yaptığını gördü ve 1400 yıldır da göstermektedir.
Enes b. Malik (ra), Ahzap Suresinin bu ayetinin bu olay üzerine indiğini söylemiştir.
2 rivayet gelmiş oldu: Bir tanesi Enes b. Nadr diğeri Talha b. Ubeydullah
Aişe annemizden başka bir rivayette: Peygamber aleyhisselam Uhud şehitleri arasında ilerlerken Musab’ın yanına gelir ve bu ayeti okur.
Rasulullah aleyhisselam Musab b. Umeyr için de aynı ayeti okuyor.
Dikkatimizi çeken şey şudur:
“Minel mu’minine” normalde mümin kelimesinin çoğuludur. Eğer kadınlar olsaydı “mu’minet” olması gerekirdi. Erkekler olduğu için “mu’minine” geldi.
Bu teknik bilgi neden önemli, neden erkek sigası kullanılmış?
Ayetin devamında ise “rice’lun” kelimesi gelmiş. Rice’lun, “racul” kelimesinin çoğuludur. Racul, erkek demektir. Ricel, erkekler, adamlar demektir. Minel müminine, mümin erkekler demektir.
Peki, Allah “Minel mu’minine” dedikten sonra neden “Ricel’un” dedi?
Allah, mümin erkekler içerisinde bir zümreden bahsediyor. Yani vasfı, fiziği erkek olabilir ama bunun Allah’ın adam, erkek olarak tanımladığı kişiler arasına girmesi için yeterli bir ölçüt olmadığını anlıyoruz.
Bu ayette dikkatimizi çeken başka bir şey ise: “Onlardan kimisi kendi adağını yerine getirmiştir.” Diyor. Çoğul siga kullanıyor.
Anlıyoruz ki bu sadece Enes b. Nadr ile Talha b. Ubeydullah ile Musab b. Umeyr ile sınırlı bir vakıa değildir.
Aklımıza Peygamber aleyhisselamın döneminden bazı kareler geliyor:
Müşrikler Peygamber aleyhisselamın yanına bir grup gönderirler. Peygamber aleyhisselamdan Kuran ve din öğretecek muallimler, adamlar isterler. Peygamber aleyhisselam 10 kişiyi seçer ve onları muallim olarak görevlendirir. 10 kişi Mekke’ ye doğru hareket ederler ama bu Mekke müşriklerinin bir tuzağıdır. Amaçları Bedir’in intikamını Müslümanlardan almaktır. Asım (ra) komutasındaki bu grup bir yerde konaklayıp su içerken etraflarını 200 kişi birden sarıyor. Asım (ra) emir veriyor ve sahabeler dağa çekiliyorlar. Müşrikler teslim olmalarını istiyor ve canlarına zarar vermeyeceklerini vaad ediyorlar. Çünkü onların niyetleri bu kişileri esir almak ve para karşılığında Mekke müşriklerine satmaktı. Müslümanlar ise teslim olmadılar. Orada 7 kişi şehit oldu.
İlginç bir olay yaşanır: Müşrikler onların cesetlerine yaklaşmak istediklerinde Allah onlara bir arı sürüsü musallat ediyor ve yaklaşamıyorlardı. Çünkü Asım (ra) şehit olmadan: “Allah’ım bizim cesetlerimizi onlara teslim etme” demişti. Allah’ta onların cesetlerine müşrik eli değdirmedi.
Günlerce beklediler ama o arılar nöbetlerini terk etmedi. Yer yarıldı ve cesetler içine girdi. Allah onların cesetlerini korudu, müşriklere teslim etmedi.
Geriye 3 tane sahabe kaldı: Abdullah b. Tarık, Zeyd b. Dessine, Hubeyb b. Adiyy
Abdullah b. Tarık (ra) Mekke’ye götürülürken ellerini çözer müşriklere saldırır ve orada şehit olur.
Geriye Zeyd ve Hubeyb (ra) kalmıştır. İkisini Mekke’ye götürürler. O dönem Haram aylara denk geldiği için inançları gereği onları öldürmezler ve Haram aylar bitene kadar ayrı evlerde hapsederler.
Hubeyb’i gözetleyen ve sonradan Müslüman olan bir cariye: “Böyle bir esir görmedim. Ne zaman görsem mevsimi değilken önünde insan başı kadar büyük bir üzüm vardı. Daha sonra anladım ki Allah onu rızıklandırıyordu.” Diyor.
Cariye, Hubeyb’in sürekli namaz kıldığını, takva ile secde ettiğini, sürekli Rabbi ile hasbihal ettiğini görünce ondan etkileniyor: “Benden istediğin bir şey var mı?”
Hubeyb (ra): “Senden hiçbir şey istemiyorum. Sadece benim öldürüleceğim günden önce beni haberdar et.” Diyor. Kadın bunu yapıyor ve o gün geldiğinde ona haber veriyor. Hubeyb (ra) temizlenmek için kadından bir ustura istiyor. Kadın usturayı kendi çocuğuna verip ona gönderiyor. Kadın çocuğu gönderdikten sonra aklına geliyor: Bu adam zaten öldürülecek ya benim çocuğuma bir şey yaparsa? Diye korkuyor.
Korkuyla hemen oraya gidiyor. Bakıyor ki çocuk Hubeyb’in dizine oturmuş, Hubeyb de onun başını okşuyor ve onunla oynuyor. O arada Hubeyb tebessüm ediyor: “Benim bu çocuğa zarar vereceğimi mi düşünüyorsun? Hâlbuki biz suçsuz olan hiçbir canlıya zarar vermeyiz” diyor.
Düşünün bir esir var, elinde bir çocuk var ve o çocuğun eliyle kendisini kurtarabilir. Ama o kendisine yapılan bir iyilik karşısında bu kötülüğü yapmıyor. O iyiliği suiistimal etmiyor. Allah’ın dininden dolayı kendisine gösterilen o güveni sarsmıyor. Orada ölüm pahasına tüm herkese bir ders veriyor.
Adam olduğunu bir kez daha ispat ediyor. Mümin erkekler içerisinde adam olmak özelliğini fiili olarak öğretiyor.
Daha sonra bu iki sahabeyi öldürmek için götürürler ve darağacına yakın bir yerde derler ki: “Sen babamız Amir’i öldürdün biz de onun karşılığında seni öldüreceğiz. İstediğin son bir şey var mı? Hubeyb (ra) 2 rekât namaz kılmak için müsaade ister. Tarihte ölmeden önce 2 rekât namaz kılma sünnetini Hubeyb işlemiştir.
Hubeyb namazı kıldıktan sonra der ki: “Vallahi eğer benim ölümden korktuğumu düşünmeyecek olsaydınız namazı uzatırdım.”
Giderken bile “Müminler Allah dışında hiç kimseden korkmazlar” ilkesine zarar vermek istemiyor. Son anında bile davet yapıyor.
Mekke müşrikleri Zeyd ve Hubeyb’e son anda imanlarından dönmelerini isterler. “Muhammed benim yerimde olsun de ve kurtul” derler.
Burada verdikleri cevap çok manidardır: “Değil burada olmasını Onun ayağına bir taş bile değmesini istemeyiz.” Dediler.
O yiğitler Muhammed aleyhisselamın ayağına değebilecek bir taş için bile ölümü göze alıp kabul edebiliyorlar. Ölüm onlara Muhammed aleyhisselama gelebilecek en ufak bir zarardan daha sevimli geliyor.
Bugün bu asırda Hubeyb’in (ra) bize verdiği bu dersi nasıl anlamamız gerekli?
Peygamber aleyhisselama her yerden hakaret edilen bir ortamda Hubeyb’in duymuş olduğu bu sancının yüzde kaçını duyuyoruz? Bunu sorgulama yoluna gittiğimizde yüzde kaç adam olduğumuzun sonucuna daha rahat ulaşırız.
Hubeyb’e bakıyoruz, sallandırılırken “Allah’ım yönümü Kâbe’ye çevir.” Allah onun yönünü Kâbe’ye çeviriyor. Mekke müşrikleri ne kadar gayret etse de Hubeyb’in yönünü başka bir tarafa çeviremiyorlar.
Daha sonra Hubeyb: “Allah’ım şu anda kafirler dışında hiçbir yüz görmüyorum. Selamımızı Peygamber aleyhisselama bildirecek hiç kimse yok. Allah’ım selamımızı Peygamber aleyhisselama bildir ve durumumuzu Ona haber ver.”
Rasulullah aleyhisselam sahabenin arasında otururken: “Ve aleyhisselam” der. Sahabe sorar: “Ya Rasulullah, bu selam kimin selamına mukabildi?”
Peygamber aleyhisselam: “Hubeyb ve Zeyd Mekke müşrikleri tarafından hunharca şehit edildiler. Cebrail geldi ve onların selamını iletti” diyor
Mümin erkekler içerisinde öyle yiğitler var ki onlar Allah’a verdikleri sözü yerine getirirken Allah onların sözünü hiçbir şekilde yere düşürmedi. Onlar ne istediyse Allah dünyadayken de onlara verdi.
Bu söze sadece kalıpları erkek olanlar girmiyor.
Uhud Savaşında Mekke müşrikleri Peygamber aleyhisselamı yalnız bulup 200 kişilik süvari birliği ile üzerine saldırdıklarında o anda bir boşluk olur ve Rasulullah aleyhisselamın etrafında hiç kimse yoktur.
O arada bir kadın görüyoruz: Nesibe annemiz…
Peygamber aleyhisselam diyor ki: “Sağıma baksam Nesibe’yi soluma baksam Nesibe’yi gördüm.” Diyor
Elinde kılıç, Peygamber aleyhisselama doğru koşan bir müşriği elindeki kılıcı ile yere indirir.
Acaba bu yiğit kadın müminler içerisindeki adamlardan sayılmaz mıydı?
Allah’ın dini için evinden çıkmayı düşünemeyen erkeklerin yanında Nesibe annemiz kadın olarak sayılabilir miydi, bu adamlar arasına alınmaz mıydı?
Hatice (ra), kendi kocası Allah’ın dini uğruna mücadele eden ve bu uğurda her şeye katlanan bir peygamberdi. Mekke müşrikleri dört bir yandan Muhammed aleyhisselama saldırırken, Hatice annemizin her zaman eşinin yanında olduğunu, destek olduğunu görüyoruz. “Neden bize zaman ayırmıyorsun?” sorusunu sormadığını görüyoruz.
Boykot döneminde Mekke müşrikleri Müslümanları Mekke’nin dışına çıkarıp da onları boykota tabi tuttuklarında Hatice annemizin tüm varlığını İslam davasına seferber ettiğini, açlıkla yüz yüze kaldığını ve bundan hiçbir şekilde şikâyet etmediğini görüyoruz.
Peki, bu kadın o mümin erkekler içerisindeki yiğitlerden sayılmaz mı?
Asiye annemiz; Firavun’un eşi, iman ettiğinde eşi devlet başkanıydı. O zalimin ve askerlerinin karşısında durdu ve işkence altında inim inim inleyerek Allah dedi.
Peki, bu kadın o mümin erkekler içerisindeki yiğitlerden sayılmaz mı?
Anlıyoruz ki, Mümin erkekler içerisinde “Adam” olmanın cinsiyet ile alakası yok!
Bakıyoruz ki günümüzde, Hasan el Benna, tüm hayatını Allah’ın dinine vakfetmişti. Allah için, dini için malını ve canını seferber etmiş bir hareket lideriydi.
Ona bir konferans çıkışı suikast yapılır. O sokak komple boşaltılır. Hasan el Benna dışarı çıktığında bakar ki bir kendisi var bir de arkadaşı var. Aracına biner. Aracı ile biraz ilerleyince askerler tarafından önü kesilir ve resmi olan silahına el koyarlar. Daha sonra aracıyla ilerleyip aracından indiğinden bir suikast yapılır. Ona ve arkadaşına kurşun sıkarlar. Hasan el Benna yanındakinin çok fazla kan kaybettiğin görünce arkadaşını omuzuna alır ve hastaneye doğru koşar. Hastaneye geldiğinde olduğu yere yığılır. Daha sonra Hasan el Benna ve arkadaşını hızlı bir şekilde ameliyathaneye alırlar. Hasan el Benna’ya müdahale edilmek istenirken oraya bir komutan gelir ve oradaki kabloları, hortumları keser, Hasan el Benna’yı orada şehit eder.
Hasan el Benna o durumda, yaralı bir şekilde birini omuzuna alıp hastaneye gidebilme yiğitliği gösterebiliyor. Kendisinden başkasını düşünebilme yiğitliğini gösterebiliyor.
Yine aynı hareketin içerisinde Seyyid Kutub (rh)… Zindandayken kız kardeşi Emine Kutub aracılığıyla ona diyorlar ki: “Senin hakkındaki idam kararı Abdunnasır tarafından onaylandı. Eğer yaptıklarından dolayı özür beyan edersen affedileceksin.”
Seyyid Kutub: “Benim namazda Allah’ın birliğine şehadet eden şu parmağım Hakkın dışında hiçbir şey yazmamıştır. Eğer ki suçlu isem hakkımda verilene razıyım ama suçlu değilsem zalimlerden özür dileyecek kadar alçalmadım.” Diyor.
Batıldan özür dileyecek hürriyeti alacak batıldan özür dilemeyecek idama gidecek. İşte “Mümin erkekler içerisinde öyle adamlar vardır ki onlar Allah’a verdikleri sözü yerine getirdiler ve bunda hiçbir değişikliğe gitmediler” ayeti gözlerimizin önünde Seyyid Kutub olarak canlanıyor.
Onlar zorlukları, sıkıntıları, eziyetleri görünce kaçmadılar. Dün inandıkları gerçeklerin arkasında dimdik durabildiler.
Zeynep Gazali’ye bakıyoruz görmediği işkence kalmamış. Mümin erkekler diye tanıyabileceğimiz yiğitlerden biri de Zeynep Gazali’dir. Köpekleri üzerine salmaktan, dayak yemekten tutun her türlü işkenceye maruz kalmıştır. Buna rağmen İhvanın tüm üyeleri toplatıldığında Emine Kutub ile görüşüp Seyyid Kutub ile bağlantı kurmak istiyor ve bu İslami hareketi tekrar canlandırmak için mücadele ediyor.
O dönemde İhvana selam veren adamlar işkence altında öldürülebiliyorken Zeynep Gazali o hareketin tekrar canlanmasını sağlıyor. Bu yiğitlik değil de nedir?
Bu ayete muhatap olmak için sadece erkek kalıbında olmak gerekmiyor.
En temel görevlerden bir tanesi Allah’a verile sözü sadakat ile yerine getirmektir. O sadakat ise hiç şüphesiz Tevhidi bozmamaktır.
Yine o yiğitlerden örnek vermek gerekirse, Nesibe annemizin oğlu Habib (ra)’yı Peygamber aleyhisselam, yalancı peygamber Müseylime’ye, Yemen’e elçi olarak gönderir. Habib’e o yalancı peygamber çok büyük işkenceler yapar. Ona şu iki soruyu sorar: “Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna inanıyor musun?” Habib bu soruyu hep tasdik eder. “Peki, benim Allah’ın Rasulü olduğuna inanıyor musun?” dediğinde Habib “Seni duymuyorum.” Der. Bu cevap karşısında Müseylime, Habib’in uzuvlarını keser ve onu şehit eder.
Şehadet haberi Nesibe annemize gittiğinde: “Allah’ım, bu çocuk senin Peygamberine sevgimin meyvesiydi. Bu meyve bugün sana kurban olarak geldi. İnşaallah Peygamber aleyhisselama komşu olarak onun karşılığı verilecektir.” Der.
Sarsıldığını görmüyoruz. Bir anne için en zor şeylerden biri oğlunun öldürülmesidir. Bu anne oğlunun sadece şehit edildiğini değil vücudunun paramparça edildiğini biliyor. Yine de hiçbir şekilde sarsılmıyor.
Mümin erkekler içerisinde hem oğlunu hem de kendisini görüyoruz.
Allah bu ayette tekil kullanmadı: “Kimileri bu sözü verdi kimileri de bekliyorlar” dedi. Demek ki hem adağını yerine getirenler var hem de bekleyenler var. Yani liste kapanmadı. O listeye ismini yazdırmanın şartlarından bir tanesi:
Allah’a verilen Tevhid sözünden dönmemektir. Ahitleri bozmamaktır. Zorluklar ve sıkıntılar karşısında herhangi bir değişikliğe gitmemektir.
Bu ayet hala canlılığını koruyor ve adını yazdırmak mümkündür.
“Mümin erkekler içerisinde öyle yiğitler vardır ki onlar Allah’a verdikleri sözü yerine getirdiler. Kimileri de onu beklemektedirler ve onlar sözlerinde herhangi bir değişikliğe gitmediler.”
Mesela Enes b. Nadr, Allah yolunda ölmeyi adamıştı. Hiç kimsenin yapamayacağı şekilde adağını yerine getirdi.
Abdullah b. Cahş’da bunlardan biridir. Sad b. Ebi Vakkas ile ahidleşiyor. Biliyor ki onun duasına icabet ediliyor.
“Sen dua et ben âmin diyeyim ben dua edeyim sen âmin de” diyor. Önce Sad dua ediyor ve Abdullah b. Cahş duaya âmin, diyor.
“Şimdi ben dua edeceğim sözün var, sen de ‘amin’ diyeceksin” diyor ve dua ediyor:
“Allah’ım Mekke müşrikleri ile karşılaştığımızda benim karşıma öyle bir adam çıkar ki ben onunla uzun uzun mücadele edeyim ve onu yeneyim. Sonra bir başkası ile karşılaşayım. Onunla da uzun uzun mücadele edeyim. O beni yorsun ben de onu yorayım. Sonra o beni şehit etsin. Daha sonra benim kulağımı kessinler, burnumu kessinler, yüzümü paramparça etsinler, gözümü çıkarsınlar ki ben senin huzuruna geldiğimde ve ‘Abdullah bu halin ne?’ diye sorduğunda: ‘Allah’ım senin rızan için burnum kesildi, kulağım kesildi, gözüm çıkarıldı diyebileyim.’ Diyor” Sad (ra) bu duaya “Amin” diyor.
Uhud Savaşında Abdullah (ra)’nın hali aynen bu şekilde olur.
“Mümin erkekler içerisinde öyle yiğitler vardır ki onlar Allah’a verdikleri sözü yerine getirdiler. Kimileri de onu beklemektedirler ve onlar sözlerinde herhangi bir değişikliğe gitmediler. Allah o sadık olanlara ecrini vermiştir. Münafıklara Allah azap edecek ya da dilerse onların tövbelerini kabul edecek. Allah Ğafur ve Rahim’dir”
Burada aklımızda bir soru işareti oluşuyor: Cihad bölgelerinde Allah’ın dini uğruna çarpışan insanların hepsinin aynı amaç uğrunda savaşmadıklarını görüyoruz. “Sadakatlerinden dolayı Allah onların ecrini verecek.” Aynı o savaş içindeki münafıklara da azap edeceğini söylüyor. Demek ki savaşın içinde münafıklarda var. Orada savaşıyorlar ama hala kalplerinde nifak var.
Yiğit gözüken adamlar olduğu gibi yiğit gözüken münafıklar da olduğunu anlıyoruz. Eğer o münafıklar akıllarını başlarına alır, Müslümanlara yaptıkları ihanetten vazgeçer ve Tevbe ederlerse Allah dilerse tövbelerini kabul edeceğini söylüyor.
Velhamdulillahi Rabbil Alemin
(01.04.2017 Tarihli Mümin Erkekler İçerisindeki Adamlar Konferansının Notlarıdır)
Abdullatif Mermer


