Bismillâhirrahmânirrahîm

Elhamdülillâh, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillâh

Hidayet konusunun seçilmesinin en büyük sebebi şudur: Biz eğer hidayetin önemini, değerini anlamazsak elimizdeki nimetin kıymetini bilmemiş oluruz. Bu da nimetin bizim elimizden gitmesine sebep olur.

Hidayet nimetine göz attığımızda:

Peygamber aleyhisselam doğmadan önce babası vefat ediyor. 6 yaşındayken annesi vefat ediyor. 8 yaşına gelince dedesi vefat ediyor ve hepsi hidayetle tanışmadan gidiyorlar. Peygamber’e kol kanat germiş, kendi çocuklarından daha çok sevmiş, dine ve Peygamber’e katkıları olan Ebu Talip hidayetle tanışmadan göçüp gidiyor.

Burada bir parantez açmak istiyorum: Ebu Talip’in dine katkıları ve mücadelesi kelimelerle ifade edilemez. Ebu Talip Hz. Muhammed aleyhisselam binlerce Müslümanın yapamadığını yapmıştır.

Davetin ilk sürecinde verilen destek, değer sonra verilen hiçbir destek ve değer ile kıyaslanamaz.

Bir gün Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer tartışınca Peygamber aleyhisselam Ebu Bekir (ra) için: “Siz beni inkâr ederken o beni tasdiklemişti.” Diyerek onun kıymetini ortaya koyuyor.

İlklerin sonlara göre üstünlüğü olur. Daveti ilk etapta kabul edenler o davetin tutunmasına sebep olurlar. Bu sebeple bugün bizler sahabeye yetişemiyoruz. Onlar öncüdür. Hayra çığır açıp öncü oldukları için bugün bizim yaptığımız her hayır onlara da yazılır.

Rasulullah aleyhisselam Ebu Talip vefat edeceği zaman: “ La ilahe illallah de, şefaatçin olayım.” Dedi. Ebu Talip inat etti, hidayetle tanışmadan gitti.

Peygamber aleyhisselamın babasına, annesine, dedesine ve amcasına nasip olmayan hidayet bugün bizlere nasip oldu. Lut aleyhisselamın karısı hidayetle tanışmadı, Onun evinde olmasına rağmen… Nuh aleyhisselamın oğlu da hidayetle tanışmadı.

Peki, hidayetin bizlere nasip olması bizlerde neyi harekete geçirmeli?

Şöyle bir örnek verelim: Gümüşçü bir insanın yanında çok değerli gümüş/pırlanta yüzük var ve size veriyor. Bu onun size değer verdiğini gösterir. Dışarı çıkıyorsunuz ve bakıyorsunuz ki herkeste bu aynı yüzükten var. Ne hissedersiniz? Değer düşmüş oldu çünkü herkese verilen size de verildi. Tam tersi olsaydı? Kendi çocuğuna, babasına, yakınına vermediği yüzüğü size vermiş. Ne derdiniz? Beni daha çok seviyor, derdiniz.

Allah azze ve celle, Ebu Talip’e vermediğini size vermiş. Peygamber aleyhisselamın dedesine, babasına, annesine vermediğini size vermiş. Lut aleyhisselamın karısına vermediğini size vermiş. İşte hidayet nimeti bu kadar kıymetli…

Sahabenin hayatına bakıyoruz: Bir gün bir sahabe Rasulullah aleyhisselama diyor ki: “Ey Allah’ın Resulü, ben cahiliyede öldürülecek ve gömülecek 300 tane kız çocuğunu her biri karşılığında 2 deve vermek şartıyla azat ettim, ölümden kurtardım. Allah bunun ecrini bana verecek mi?”

Rasulullah aleyhisselam ne cevap veriyor? “Allah bunun karşılığında sana hidayeti verdi ya!”

Biz 600 deve değil 6 deve bile vermedik. Allah 600 deve karşılığında verdiği hidayeti bize 6 ayakkabı vermediğimiz halde verdi. Allah bize bu hidayeti vererek ne kadar değer veriyor, farkında mıyız?

Yine biri geliyor Rasulullah’a: “Ya Rasulullah, ben cahiliye döneminde yolda kalmış birini görsem muhakkak yardım ederdim, ihtiyaç sahibi birini görsem yanında biterdim. Komşularıma, akrabalarıma ikram ederdim. Allah bunun ecrin verecek mi?” diye soruyor. Rasulullah aleyhisselam: “Bunun karşılığında hidayet buldun ya!” buyuruyor.

Onlar bir şeyin karşılığında hidayet buldular. Bedelini verdikten sonra hidayeti elde ettiler. Allah bizlere hiçbir bedel ödemeden hidayeti nasip etti ve ikram etti. Bize bu kadar değer ve kıymet verdi. Bizi bu kadar fazla önemsedi.

Peki, Allah’ın bizi böyle kıymetli görüşü bizleri şımartmalı mı? İmanımızı garantide mi görmeliyiz? Yoksa elimizdeki bu nimetin kaybolmaması için uykularımızın kaçması mı gerekir? Elimizde bir nimet var ama elde kalacağı ile ilgili hiçbir garanti yok.

Rasulullah aleyhisselam: “Sizden birinizin yaratılışı annesinin karnında kırk gün boyunca nutfe (sperm) olarak toplanır. Sonra aynı süreyle alaka (kan pıhtısı) olur. Sonra yine aynı süreyle mudğa (bir çiğnem et parçası) olur. Sonra Allah bir meleği gönderir, ona ruh üfler. Bu melek dört şeyle; anne rahmindeki canlının rızkını, ecelini, amelini, iyi biri mi, yoksa kötü biri mi olacağını yazmakla emrolunur. Kendisinden başka hak ilah olmayana yemin ederim ki, sizden biriniz Cennet ehlinin ameliyle amel eder; Cennetle arasında bir arşın mesafe kalır, fakat yazısı (kaderi) öne geçer, Cehennem ehlinin ameliyle amel eder ve oraya girer. Sizden biriniz Cehennem ehlinin ameliyle amel eder; Cehennemle arasında bir arşın mesafe kalır, fakat yazısı (kaderi) öne geçer, Cennet ehlinin ameliyle amel eder ve oraya girer.”

Bu neyi gösterir? Hidayetin elimizde olması demek ölene kadar olacak anlamına gelmiyor.

İbn Abbas (ra) “Allah’ım senin katındaki kitapta benim hakkımda Şaki yazıyor ise onu Said diye çevir.” Diyor.

İbn Abbas (ra) kendi hakkında emin değil! Sahabe kendi akıbeti hakkında emin değil!

Abdurrahman b. Avf (ra), cennetle müjdelenmiş bir sahabedir. Bir gün evinde sofrada 4-5 çeşit olduğunu görünce duygulanır ve ağlamaya başlar. Hanımı ne olduğunu sorar. Abdurrahman b. Avf (ra): “Biz Mekke’den Medine’ye hicret ettik, Musab’da bizim gibi hicret etti. Uhud’da şehit oldu ve onu kefenleyecek hiçbir şey bulamadık. O hicretin her zorluğunu yaşadı ama hiçbir nimeti dünyada görmeden gitti. Acaba Allah onun ecrini ahirete benim ecrimi dünyaya mı bıraktı, korkuyorum.”

Peygamber aleyhisselam tarafından cennetle müjdelenen sahabe kendi sonundan korkuyor.

Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer dinin, davetin temel taşları sayılır. Hangi ayete muhatap oldular bir bakalım: Bir meseleden dolayı ikisi tartıştılar ve Peygamber aleyhisselamın yanında seslerini yükselttiler. Hucurat suresi ayetleri nazil oldu ve Peygamber aleyhisselamın yanında seslerini yükseltenler ise tehdit edildi:

“Onun yanında sesinizi yükseltmeyin. Farkında olmadan amelleriniz heba olur gider.”

Ebu Bekir ve Ömer’i (ra) tehdit eden Allah bizleri etmez mi?Bu kadar rahat olmamızı gerektiren bir senet mi var elimizde? Haddi bilmezsek, sınırları aşarsak; üzerimizi çizebilecek ve karşısında itiraz dahi edemeyeceğimiz bir Rab ile karşı karşıyayız. Bu hakikat bizi ne kadar sarsıyor?

Bu ayet indiğinde başka gür sesli bir sahabemiz Rasulullah’ın huzurunda sesini yükseltmekten korkar ve daha önceki durumlarının da amellerini sildiğini zanneder. Evine kendini kapatır, ağlar, dua eder. Bir gün Rasulullah aleyhisselam onun yokluğunu fark edince sorar. Sahabe durumu anlatır ve Rasulullah onu çağırtır.Ayet onunla ilgili değildir ama o üstüne almıştır. Çünkü kendini garantide görmüyor. Dinlediği ayet onu sarsıyor. Rasulullah aleyhisselam: “ Sen öyle değilsin, izzetli bir hayat yaşayacak, izzetli bir şekilde ölecek ve cennette güzel bir makamın olacak.” Sözleri ile onu cennetle müjdeliyor. Sonra Allah bir ayet daha indiriyor: “Allah böbürlenenleri, kibirlenenleri sevmez.”Aynı sahabe tekrar eve kapanıyor, hıçkırıklarla ağlıyor. Peygamber aleyhisselam onu tekrar çağırtıyor

“Ya Rasulullah, ben güzel giyinmeyi severim ama Allah böbürlenenleri sevmem diyor. O zaman Allah beni sevmiyor.” Diyor. Rasulullah onu orada tekrar cennetle müjdeliyor.

Cennetle müjdelenmiş olan sahabe kendinden emin değil. İnen ayetleri üzerine alıyor ve akıbetinden korkuyor.

Cennetle müjdelenmiş olması onu garantide hissettirmiyor. Biz hangi garantiyi aldık da bu kadar rahatız? Allah bizlere hidayet nasip etti ama bizde kalacak diye bir kaide var mı? Allah’ın bizlerden o hidayeti çekip almayacağını nereden biliyoruz? Bunun bizde bir kaygı oluşturması gerekmez mi?

Peki, bizler hidayetin bizden uzaklaştığını fark edebilir miyiz? Evet…

Uğraştığımız şeylere bakalım. Ne ile meşgulüz?

Allah’ın dinini insanlara ulaştırmakla mı?

Allah’ın dinini dert edinmek ile mi?

Kitap ve sünneti anlamakla mı?

Kitap ve sünneti hayat geçirmekle mi?

Yoksa dünyayı elde etmek, dünyayı kazanmak, iyi bir yere gelmek, gündelik mevzular, internet, TV, boş konuşmalar ile mi?

Allah sizi ne ile uğraştırıyor ona bakın! Allah sizinle yakından ilgileniyorsa sizi kendi dini ile uğraştırır. Eğer ilgilenmiyor ise hidayeti kısmen sizden uzaklaştırmışsa Allah sizi boş şeyler ile meşgul ediyor demektir. Boş şeyler ile meşgul olduğunda bir yere oturup ağlamalısın. Seni o konuma getiren hangi amel ise bulup ondan uzaklaşmalısın. Allah’ın dini ile uğraşmak ve O’nun dinini yüceltmek sizin temel kaygınız değilse korkun! Allah sizi boş şeyler ile uğraştırıyor demektir. Hidayet sizden uzaklaşabilir demektir. Hidayeti tekrardan düşünmeli, sorgulamalı ve Allah’ın nasıl bir nimet bahşettiğin tekrar irdelemeliyiz. Allah bizimle ilgileniyorsa ve hidayeti bize nasip etmişse bizim bir meselede hiç sıkıntımız olmaz: “Elem neşrah leke sadrak”

Allah senin göğsünü genişletmedi mi?

Senin göğsüne hak olan dini yerleştirmedi mi?

Allah vahyi sana ulaştırdığında sen, “o mu şu mu doğru” demeden tek doğruya tutunmadın mı?

Kalbinde hiçbir sıkıntı olmadan hakka tutunmadın mı

Allah’ın hidayeti kalbimize yerleştirmesi bizim hidayet ile ilgili sorun ve sıkıntımızın kalmadığını gösterir. Ama bizim Tevhid ile ilgili bir sıkıntımız var ise Allah hidayeti bizden uzaklaştırmış ve kalbimize yerleştirmemiştir. Bu bizim korkmamızı gerektirir.

Allah imanlarımıza şirk bulaştırmadan korusun. Allahumme amin.

Velhamdulillahi Rabbil Alemin

(01.04.2017 tarihli, En Büyük Nimet Hidayet Dersi Notları)

Abdullatif Mermer