Bismillâhirrahmânirrahîm
Elhamdülillâh, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillâh
Değerli arkadaşlar, bilindiği gibi şu an gündemde yoğun bir şekilde Kudüs ve Kudüs’ün İsrail’in başkenti yapılması ile ilgili haberler dolaşıyor. Sosyal medyada tepkiler dolaşıyor.
Daha önce Sabra Şatilla katliamı gerçekleşti. Bir kamp komple imha edildi. Ama sadece Müslümanlar teninler verdiler. Ondan sonra kınamalar yaptılar. Vb. şekilde yapılan o katliamı hiçbir şekilde itiraz etmeksizin kabul etmiş oldular.
Bugünde aynı şekilde yine Kudüs’le ilgili başka bir proje gerçekleşiyor ve yine Müslümanlar cılız sesleri ile zayıf duruşlarıyla; sosyal medyadaki kayda alınmayacak tepkileriyle kendi iç dünyalarını tatmin edilmeye çalışılıyor.
Değerli arkadaşlar, kısaca bir Kudüs’ü yani tanırsak Peygamber aleyhisselatu vesselamın miraca çıkarken, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın yol güzergâhı olarak belirlemiş olduğu bir yerdir Mescid-i Aksa.
Allah Subhanehu ve Teâlâ, İsra suresinde kendisini ve çevresini mübarek kıldığı beyan ediyor. Kudüs Müslümanlar için mübarek, mukaddes bir yer, mukaddes bir topraktır.
Çevresi de mukaddes kılınmış bir yerdir. Eğer ki önemli olmasaydı, eğer ki değersiz olsaydı, eğer ki kıymetsiz olsaydı biliniz ki arkadaşlar Allah Subhanehu ve Teala Müslümanların ilk kıblesi yapmazdı orayı.
Kudüs’ün öneminden dolayı Allah Subhanehu ve Teala orayı Müslümanların ilk kıblesi yapmış, kıblegah edindirmiş ve Müslümanların zihninde oranın sürekli canlı kalmasını istemiştir.
Hatta değerli arkadaşlar İsra hadisesi yani miraç hadisesi daha doğrusu, özellikle gerçekleşirken Allah Subhanehu ve Teala neden Aleyhisselatu Vesselam’ı Mekke’den direk kendi katına almadı da Filistin’den katına aldı? İnanın bu soru çok yerinde ve çok önemli önemli bir sorudur.
Allah Subhanehu ve Teala dileseydi Muhammed Aleyhisselatu Vesselam’ı kendi yatağından direk de, direk kendi huzuruna alırdı. Ama bunu dilemedi.
Önce Kudüs’e gidecek, Mescid-i Aksa’dan O’nun katına yükselecek. Niye? Allah Subhanehu ve Teala, İsra suresini indirdiği zaman konunun içerisinde orası da geçecek. Allah Subhanehu ve Teala kıble değişikliğini takdir edecek. Önce orayı kıble edindirecek ondan sonra kıble değişikliğini kendi kitabında beyan ederek yine Mescid-i Aksa’yı Kur’an’da zihinlerde canlı tutacak. Kur’an’da zihinlerde canlı tutacak.
Her yıl miraç kutlanır, kandiller işte miraç kandili bilmem ne hikayesi ile her yıl kandiller düzenlenir. Fakat bu olay nasıl zihinlerde canlanır? İşte bir caminin köşesinde insanlar toplanacaklar birileri ilahi söyleyecek Urfa sıra geceleri gibi birileri de ona eşlik edecek birkaç tane salavat getirilecek ve bu şekilde miraç hadisesi tabiri caizse kutlanmış olacak.
Sizce Allah Subhanehu ve Teala’nın kendi kitabında konu almış olduğu bir mevzu, bir mesele bu kadar basit midir? Yoksa birileri bizim zihnimizde bu şekilde basitleşsin diye kandil geceleri adı altında sahte oyunlarla bizi kandırmak mı uyutmak mı istediler?
Her yıl zihinlerimizde Kudüs canlı tutulmak istendi.
Bakıyoruz ki arkadaşlar Mescid-i Haram’dan 40 yıl sonra Filistin toprağı kuruluyor. Milattan 3000 yıl önce Kenaniler oraya hicret ediyorlar. İlk hicret edenler de onlardır. Ürdün yakınlarında daha sonra yani Akdeniz’e kadar Kudüs genişliyor ve birçok kişinin elinden Büyük İskender’in elinden diğerlerinin elinden birçok kişinin elinden geçiyor yani orası.
Yahudiler orda kaldı mı, orda edindi mi? Evet. İki Farisi kralın oraya saldırı düzenlediği zaman zelil ve alçak bir şekilde onlarla beraber bir İsrail’e girdiler. O topraklara girdiler.
Hani geçen bir açıklamada okudum da, bizim 3000 yıllık tarihimiz var diyor. Doğru sizin 3000 yıllık orda zelil bir tarihiniz var. İzzetli bir şekilde hiçbir zaman giremediniz oraya. Musa (as) ile beraber girme emri verildiği zaman Sen ve Rabbin git orayı kurtar diyecek kadar alçak ve aşağılık bir toplumdunuz siz.
Ama bugün o alçak olan topluluk çok rahat bir şekilde Kudüs’te kendi hakimiyetini ilan edebiliyor. Kendi hakimiyetini kurabiliyor ve Kudüs’ü benim başkentimdir diyebiliyor. Müslümanlar ise çok zayıf ve cılız bir şekilde bu olaya seyirci kalabiliyor.
Değerli arkadaşlar Peygamber aleyhisselatu vesselam, çok sık naklettiğim bir hadistir bu, zihinlerinizde canlı da kalması gereken bir hadistir. Çünkü bu hastalık zihinlerde tutulacak ki bunun tedavisi için uğraşılması gerekir.
Peygamber aleyhisselatu vesselam, Bir zaman gelecek, diyor aç insanların sofraya üşüştükleri gibi kâfirler sizin üzerinize üşüşecekler. Ve sahabe o gün Müslümanların az olma ihtimalini düşünerek “Ey Allah’ın Resulü bizim sayımız az mı olacak?” diyorlar. Bilakis Allah Resulü aleyhisselatu vesselam “Çok olacak” diyor.
Fakat o çokluğa rağmen, çokluğa rağmen Müslümanların üzerinde istediği gibi istenen oyunlar oynanmasının sebebini Peygamber aleyhisselatu vesselam vehn hastalığına bağlıyor.
Ve imanı tarif ederken suyun üzerinde yüzen o köpük çer çöp gibi olduğu beyan ediyor.
Ama vehn hastalığı diyor ki peygamber aleyhisselatu vesselam, bir hastalıktan bahsediyor. Ve Peygamber aleyhisselama sorduklarında, vehn nedir, diye. Allah Resulü aleyhisselatu vesselam diyor ki, “Vehn ölümden korkmak ve dünyayı sevmektir” diyor Aleyhisselatu vesselam. Ölümden korkmak dünyayı sevmek…
Değerli arkadaşlar bugün dünyaya baktığımız zaman, dünya Müslümanlarına baktığımız zaman dünyada Müslümanlar üzerine dönen hiçbir oyunda Müslümanlar kendi ticaretlerini riske atmadığını, kendi ekonomik durumlarını riske atmadığını kendi içinde bulundukları hali hazır duruma herhangi bir zarar, halel getirmediklerini ve orada hassasiyete dikkat ettiklerini görmekteyiz.
Çünkü dünyalarını önemsedikleri kadar dinlerini önemsemeyen bir topluluk var şu anda.
İlginçtir ki Peygamber aleyhisselatu vesselam vermiş olduğu örneği bir sofra üzerinden veriyor. Bir sofrada arkadaşlar hangi tarafa hangi bölgeye hangi yere elinizi atarsanız hiç kimse size itiraz etmez. Elinizi atmış olduğunuz ya da kaşığınızı uzatmış olduğunuz her bölge dişlerinizin arasında çiğnenmek hususunda size amadedir. Ve Peygamber aleyhisselatu vesselam böyle bir örnek veriyor.
Yani bir zaman gelecek İslam topraklarında kâfirler istediklerini istedikleri şekilde yapacaklar, dişlerinin arasında çiğnemek hususunda emre amade yemek gibi olacak Müslümanlar.
Bugün bunun dışında bir hal mi var? Ve Peygamber aleyhisselatu vesselam bunu gevşeklik olarak tanımlıyor. Vehn olarak tanımlıyor. Vehn kelime anlamı ile gevşeklik demektir arkadaşlar.
Arapçadaki karşılığı gevşekliktir. Peygamber aleyhisselatu vesselamın buna özel statü bindirmesinin sebebi ayrı bir hikmeti beyan eder. Yani insanların ahirete karşı gevşek olmaları, insanların ahirete karşı isteksiz olmaları; insanların dünyaya meyletmesine, dünyayı sevmelerine, dünyaya karşı iştiyak duymalarına sebep olacaktır.
Ahiret unutulduğu zaman, ahiret önemsenmediği zaman, ahirete olan yöneliş gevşediği zaman o takdirde dünyaya olan yöneliş hızlanır.
Şöyle bir şey düşünün arkadaşlar, eğer ahiret buysa dünya da bu. Siz ya ortadasınız ya herhangi birine yakınsınız. Birine yaklaştığınız zaman diğerinden uzaklaşırsınız. Ve biz dünyaya yaklaştıkça ahiretten de uzaklaştık. Ahiretten uzaklaştıkça ahiret ile ilgili korkularımız arttı. Yani Allah’ın huzuruna gitme hususunda korkma ve kaygılarımız git gide artmaya başladı. Neden? Neyin hesabını verebiliriz ki!
Dünyayı önemsemiş. Dünyayı hayatının merkezine almış, Allah’ın dinini hiçe saymış, Allah’ın dinine yapılan hiçbir saldırıyı umursamamış bir beden, bir yüz, bir kalp Allah’ın huzuruna nasıl çıkmayı arzulayabilirdi ki? Bunu nasıl talep edebilir, buna nasıl yönelebilirdi ki?
İşte bu sebeple insanların dünyaya yönelmesi, dünyaya meyletmesi, dünyayı önemsemesi insanları ahiret hususunda gevşek olmaya sebep kıldı. Ve bu gevşeme Peygamber aleyhisselatu Vesselam’ın vehn olarak tabir ettiği hastalıktan başkası da değildir.
Değerli arkadaşlar, Halep aynı durumu yaşadı. Halep’te kâfirler orayı istila ettiklerinde orada işte nöbet tutan yani muhalif diye tanımlanan ya da İslami kesim tarafından mücahit olarak adlandırılan o yapı nöbet bölgelerini terk ettiği söyleniyor.
Niye biliyor musunuz? Diğer tarafta fazla maaş verilme durumu var. Tabi herkes için bu ifadeyi kullanmıyorum. Tenzih ederim yani ama böyle bir süreçte yaşandı ve orada nöbet bölgeleri terk edildi.
100 kişiden 80 kişisi orayı terk ettiyse 20 kişi de orda şehit olma pahasına kaldıysa kaldı. Ve Halep düştü.
Halep düşerken Müslümanlar sosyal medyada ses yapmaya, gürültü yapmaya vb. şeylere meyletti ve yöneldi. Bu hususta ismini vermeye ihtiyaç duymuyorum. Bir vakıf, işte bir kuruluş, İslami bir kuruluş “Haydi Halep’e yürüyeceğiz.” Halep’e yürüyecekler.
Nerede? Hatay’da toplanılacak. Sloganlar atılacak, milletin gazı alınacak ondan sonra hadi abiler işiniz tamamdır, hadi evinize dönebilirsiniz denecek. Başka türlü bu milletin gazını almak mümkün mü?
İsteyerek ya da istemeyerek batının çıkarlarına, Rusya’nın, Amerika’nın ve alçakların çıkarlarına hizmet etmiş oldular. Şimdi de duyuyorum yine Kudüs için yürünecekmiş. Bir yerlerde yine gaz alma hususunda bir adımdan başka bir şey değil bu.
Artık Müslümanların adam akıllı bir şekilde oturması ve proje üretmesi gerekiyor. Sokaklarda, meydanlarda biraya gelerek bağırıp çağırarak gazını alarak ondan sonra eve gitme işi geçti. İsrail’de bunu takmıyor, Amerika’da bunu takmıyor, Rusya’da bunu takmıyor. Takılacak bir yanı da yok zaten bunun.
Ve ne yazık ki sanki İslam toprakları bu kadar zulüm, bu kadar işkence, bu kadar tecavüz yaşanmıyormuş gibi Müslümanlar tamamen vurdumduymaz bir şekilde kendi kaygılarını tartışıyorlar. Kendi gündelik meselelerini tartışıyorlar.
Bizim artık birbirimizle ihtilaflı meseleleri tartışmanın, askıya kaldırıldığına inandığımız bir dönemin, bir sürecin başlaması gerekir. Tarihte bakıyoruz ki Müslümanların maslahatı için yeri gelmiş tamamen zıt gruplarla bir araya gelinebilmiş. Ve bakıyoruz ki Müslümanlar içerisinde kendi akidelerini, kendi düşüncelerini, kendi fikirlerini ne zaman ki insanlar ön plana çıkardılar o dönemde de bakıyoruz ki hep İslam toprakları yaşayabilecekleri en büyük zulmü, en büyük sıkıntıyı yaşayabilmiştir.
Kudüs, değerli arkadaşlar Ubeyde b. Cerrah’ın komutasında Hz. Ömer döneminde fethedilmiştir. Ve oranın patihi bizzat anahtarı kendisi Hz. Ömer’e teslim etmeyi talep etmiş ve Hz. Ömer’e teslim etmiştir.
Orası İslam topraklarına Hz. Ömer döneminde kazandırılmıştır. Ve tarihi süreç içerisinde bakıyoruz işte Abbasilerin eline geçiyor. Emevilerin eline geçiyor. Memluklerin eline geçiyor. Geçiyor da geçiyor.
Ne zamanki tarihi süreç içerisinde baktığımız zaman şurada notlarda bir tarihlere bakayım inşallah. Abbasilerin, Karmatilerin ve Fatımilerin arasındaki ihtilaf yani alçak Şiilerin o dönemdeki çıkarmış olduğu fitneden dolayı 88 yıl boyunca Kudüs yine esir bir şekilde Haçlıların elinde kalıyor.
Yani Müslümanlar kendi içlerindeki sıkıntı ve problemler ne zaman büyüdü ve büyütüldüyse tabi ben Fatımilerin Müslüman olduğunu iddia etmiyorum bu anlamda.
Yani bugün Müslümanların namusuna ve şerefine dil uzatmış dili bırakın artık hançer uzatmış İran alçaklarını da Müslüman kabul ettiğimi de beyan etmiyorum. Bunu da izah edeyim yani. Çünkü Yavuz’la ne zamanki yani Şiiler ve Yavuz karşı karşıya geldiği zaman Şam uleması ne fetvayı verdi? Onlarla beraber olan onlar gibi zındıktır dedi. Ve Şam uleması o zaman Yavuz’la beraber birleştiler. Bu alçaklara karşı savaştılar.
Bu fetvaların bugün İslam ümmetinde rahat bir şekilde verilebilmesi gerekirken satılık olan ulemamız ne yazık ki hala Şii, kardeşlerimiz ifadesiyle Müslümanların arasındaki ihtilafın daha da artmasına sebep olmaktadır.
Ve Müslümanlar proje üretmek yerine, Müslümanlar kendi sıkıntı ve problemlerine çözüm bulmak yerine Müslümanlar hala bakıyoruz ki basit meselelerin etrafında tartışmak, basit meseleleri dile getirmek ve basit meselelerle ayrışmak yoluna gidiyorlar.
Bu neyi gösteriyor biliyor musunuz arkadaşlar? Hala biz egomuzu kendi dinimizin altında görememişiz demektir. Hala egomuz dinimizin önünde. Hala egomuz Rabbimizin önünde. Hala egomuz inancımızın önünde. Ahiretin önünde. İşte bakın dediğimiz şey bu.
Bugün gerek ilmi sahada olsun, gerek diğer anlamda olsun yani cahil olan bir kişi ilim ehlinin önünde eğilmeyi bırakında hani secde anlamında kast etmiyorum saygı ve hürmet anlamında diyorum onun karşısında yapmış olduğu saygısızlığı kelimelerle ifade edemiyoruz.
Bugün sosyal medyada ilim ehliyle, âlimlerle ilgili yapılan konuşmalara ve yorumlara baktığımız zaman yani daha ağzı süt kokan insanlar 70-80 yaşındaki ilim ehliyle küfürlü bir şekilde konuşarak kendince din savunuyor.
Böyle bir ahlaksızlığın ayyuka çıkmış olduğu bir dönemde kendi egosunu ön plana çıkarıp da hala ilim ehline hala ehil olan kimseye tabii olamama hastalığı ne yazık ki ümmeti parçalamaya yetmiştiler.
Ve bugün Kudüs’teki kavga bir tarafta devam ederken, Arakan’daki kavga bir tarafta devam ederken, Suriye’de ve Irak’ ta Müslümanlar hala katledilirken, Afganistan’da istinaf hala devam ederken Müslümanlar bu meseleleri konuşabilecek bir zemine daha gelemediler. Bunun reklamını yapanları demiyorum. Biz şu kadar adam gönderdik ve gönderiyoruz diyerek reklam yapıp da piyasada adam toplama kaygısında olan kişileri hiç kast etmiyorum zaten.
Bunu dert edinme anlamında diyorum. Bunu proje sunarak Müslümanlar adına bir proje sunarak geleceğe adım atma anlamında diyorum. Hala sessiziz. Hala bu hususta ortaya koyabilecek bir şeylerimiz yok. Bunun tek bir sebebi var çünkü umurumuzda değil.
İnanın, Suriye’ye mesela yapılan yardım çalışmaları sadece Antep’ten, sadece Antep’ten belki binlerce tır gitmiştir. Sadece Antep’ten! Belki binlerce tır gitmiştir oraya. Ne adına? Proje götürmediğin zaman bir milyon tane de götürsen, götürmüş oldukların başkasının işine yarayacaktır. Götürülmesin anlamında demiyorum.
Üzüldüğüm bir konu da şu, şu anlamda demek istemiyorum, bu anlamda demek istemiyorum diyorum. Çünkü kalbinde hastalık olanlar nasihat alması gereken yerde sözlerimizi cımbızlayarak nerden neyi çıkarıyor anlamıyoruz yani. Biz burada kimseyle bir şeyler yarıştırmıyoruz. Sadece nasihat etmeye çalışıyoruz. Müslüman kardeşlerimizin zihninde bir şeyleri canlandırmaya çalışıyoruz. Bir şeyleri hatırlatmaya çalışıyoruz.
Kardeş olarak hangi tarafa doğru gittiklerini onların zihninde canlandırmak istiyoruz. Ama kalbinde hastalık olanlar, maraz olanlar kelimenin bir yerinden tutacak ya buluyor bir yer. Bu sebeple hakkınızı helal edin şu anlamda söylemiyorum demek şerhini düşmek zorunda kalıyorum.
Bugün arkadaşlar bizim Kudüs için İsrail’in başkenti oluyor, niçin olmuyor tartışmasına girmemizin hiçbir mantığı yok.
Biz bugün Müslümanlar olarak yumruğumuzu masaya vuracak bir durumda niçin değiliz bunu sormamız gerekiyor.
Abdülhamid Allah ona rahmet etsin hasta olan bir devleti, hasta olan bir devleti ayakta tuttuğu bir dönemde Filistin düşmedi.
Müslümanların, yeter ki bir devleti olsun. Müslümanların yeter ki masaya vurabilecekleri bir izzeti olsun. Ama o dönemde ne oldu? Abdülhamit niye yıkıldı? Yahudiler mi yıktı?
Abdülhamid’i Yahudiler yıkmadı. Abdülhamit’i de biz yıktık.
Abdülhamit mükemmel bir insandı demiyorum tabi. Sofilerin uçurdukları gibi keramet ehli şu bu falan filan demiyorum yani. O günün şartlarında en iyi adam oydu. Ama Abdülhamit’i de biz yıktık.
İstanbul sokaklarında Said Nursi “Zalimler için yaşasın cehennem” diye Abdülhamit’i kast etti. Bu ifade Said Nursi’nin Abdülhamit’e karşı okuduğudur. Atatürk’e karşı okuduğu değildir. Elmalı Muhammed Hamdi Yazırlar o gün Abdülhamit karşısında kalem oynatmıştır. Mehmet Akifler o gün Abdülhamit karşısında kalem oynatmıştır.
Jön Türklerin destekçileri yine bizimkilerdir. Bizim ulema olarak tanıdıklarımız. Bizim arkasından gittiklerimizdir. Çünkü niye? Bir ilmi bilmek ayrı bir şey, siyaseti bilmek ayrı bir şeydir. Bugün yaşadığımız sorun da bu! Olur mu hocam adam işte medrese bitirmiş. Molladır. Bilmem nedir. Ne olursa olsun, dünya siyasetini bilmeyen adam öne geçmeye değil yanda durmaya bile layık mıdır, onu tartışmak gerekir.
Eğer mesele Arapça bilmekse Mekke müşrikleri bugünün en imanlısından daha iyi Arapça biliyordu. Ama iman edecek kadar aklı yoktu. Sebep bu değil ki!
Bugün dünya siyasetini bilmek anlamında söylüyorum. Bugün mesela siyasi partileri destekleyen, demokrasiyi meşru kılan benzer âlimler, bunlar bizim önümüze konarken ne adına konuyorlar? Çağı biliyorlar. Asrı biliyorlar. Zamanı biliyorlar.
O gün Mehmet Akifler için de aynı şeyi söylediler. Allah hepsine rahmet etsin ben hakaret etmek, küçük görmek vb. bir anlamda söylemiyorum. Allah Said Nursi’ye de rahmet etsin. Allah Mehmet Akif’e de rahmet etsin. Elmalı Muhammed Hamdi’ye de rahmet etsin. Bu anlamda bir sıkıntımız yok. Ama bu insanlar yanıldılar. Peygamber aleyhisselatu vesselam âlimlerin dilinin sürçmesi ile ilgili haberi bunun için verdi.
Biz, alimler kutsal değildir mesajını vermek istiyoruz. Bugün eğer bizi batının esiri haline getiren ulemaysa biz bunu tartışmamız gerekiyor. Bunu konuşmamız gerekiyor.
Sırf 3 katlı, 5 katlı medresesine zarar gelmesin diye kalemini kıpırdatmayan mollalar, satılık mollalardır, satılık âlimlerdir.
Bugün Kudüs’ü bu hale getiren İsrail değildir. Bugün Kudüs’ü bu hale getiren dün Abdülhamit’i düşüren kim idi ise bugün de aynı alçak âlimlerdir.
Onlar iyi niyetliydi. Said Nursiler bugün uyanamadılar. Meseleyi anlayamadılar. Daha sonra pişmanlıklarını dile getirdiler.
Mehmet Akif kendi safahatında dile getirdi. Elmalı Muhammed Hamdi Yazır bunu kendi şeyinde dile getirdi. Yani daha sonra bunlar pişmanlıklarını dile getirdiler.
Hata ettiklerini anladılar ve kabul ettiler. Ama bugün biz Abdülhamit döneminde yaşanan dönemden daha kötü bir dönemdeyiz. Müslümanlar devlet olmadıkları halde, bir avuç bir araya gelip Allah’ın dini hususunda bir gayret ve mücadele verdiği zaman, o günün Jön Türkleri gibi bugünün de Jön Türkü olanlar o azıcık olan, bir grup olan Müslümanlar aleyhinde dört bir yanda konuşmaya, dört bir yanda fitne yapmaya, dört bir yanda onlar aleyhinde çalışmaya hız vermiş durumdalar. Ve ne yazık ki biz onların kafa karıştırmasından dolayı bugün, meseleleri idrak edebilir durumda değiliz.
Hala A bölgesinde toplanıp bağıralım, B bölgesinde toplanıp çığlık atalım. C bölgesinde toplanıp gözyaşı dökelim. Evet, gözyaşı dökeceksiniz. Dökeceksiniz ama elinizde ne izzetiniz kalacak ne şerefiniz kalacak ne haysiyetiniz kalacak.
Artık zaman Selahattin Eyyubileri doğurma zamandır. Ubeyde B. Cerrahları Filistin etrafına gönderme zamanıdır. Ve bunların gönderilebilmesi için proje üreten insanların yetiştirilmesi lazım.
Bakın hala arkadaşlar bazı yerlerde konuşarak, üzülerek gördüğüm bir şey. Yani bizim Şer-i ilimleri tahsil etmemiz lazım. Bizim Şer-i ilimleri tahsil etmemiz lazım. Bizim Şer-i ilimleri tahsil etmemiz lazım.
Gözüm, bugün her yıl en kötü, en kötü 3000-4000 tane molla icabet almakta. Bu Mollalar neyi değiştirebildiler?
Şer-i ilim demiş olduğumuz şey nedir? Matematik Şer-i ilim olmuyor mu? Allah’ın ilmi değil mi bu? Fizik Allah’ın ilmi değil mi? Kimya Allah’ın ilmi değil mi? Tıp Allah’ın ilmi değil mi?
İşte bunlardan mahrum kalışımızdır bugün bu hale gelmemiz. Proje üretebilecek bir tane adamımız yok. Masanın etrafında oturup da siyasi analiz yapabilecek bir tane adamımız yok.
Bir araya geldiğimiz Halep’te böyle bir durum olmuş, falan yerde şöyle bir durum olmuş, filan yerde bir durum olmuş Hocam, siz bu konuda ne diyorsunuz? Falan, filan hakkında hain demişiz, bu konuda yorumuz ne olur? Falan filan hakkında bilmem ne demişiz, ya bana ne arkadaşım kim ne hakkında ne demişse ya. Size ne yani! Bizi ilgilendiren meseleler değil bunlar.
Bu meseleler bizi sadece meşgul eder. Asıl meseleden uzaklaştıran oyunlardır, tezgâhlardır başka bir şey değildir. Birileri bilerek bunu aramıza yayıyorlar.
Biz bugün Allah için ne yaptık? Sorusunu sormamız gerekiyor. Bugün Türkiye’deki dernekler kendi bölgesindeki sorunla, problemlerin tespitini yapmaktan aciz. Çözmeyi konuşmuyorum.
Bugün Gaziantep’te düşünelim. Fuhuş deseniz başını almış gidiyor. Uyuşturucu deseniz başını almış gidiyor. Hırsızlık deseniz başını almış gidiyor. Adam öldürme deseniz başını almış gidiyor. Bunlar bizim sorunumuz değil mi acaba? Kendi topraklarımızda yaşanan bu sorunlar bizim sorunumuz değil mi?
Peygamber aleyhisselatu vesselam ilk Mekke’de ilk olarak davet yaptığında içkiyi, zinayı, komşunun hakkını korumayı, muhafaza etmeyi emretmedi mi?
İlk Mekke’de anlattığı şeylerden bir tanesi bunlar değil miydi? Herakleios’a bakın bakalım sormuş olduğu soruda almış olduğu cevapta bu var mı yok mu? Ama sanki bu meseleler hiç İslam’da yokmuş, İslam’da önemi yokmuş, İslam’da değeri yokmuş gibi bir duruma geldik.
Toplum çökünce yani bu tarz hastalıklara müptela olup da helak olunca o takdirde bizim anlatmış olduklarımız onların kalbinde herhangi bir etki yapmadı. Bugün siz istediğiniz kadar topluma gidin deyin ki “Kudüs düşmüş” çok da umurundaydı onların zaten.
Gidin onlara deyin ki Filistin’de çocuklar katlediliyormuş, çok da umurundaydı onların zaten. Deyin ki Suriye’de Halep düşmüş. “Halep nerede?” diyecektir sana. Çünkü umurlarında değil ki!
Geçen Suriyeli bir tanesiyle karşılaştım. Halepliymiş. Dedim ki “Şu an Halep’in durumu nedir?” dedim. “Bilmiyorum” dedi. Halepli! Oradan buraya hicret etmiş. Kendi toprağı… Annesinin, babasının, dedesinin memleketi… Doğrudur umurunda olmaz ki! Biz bunların zihninde dünya hastalığını çözemedik.
Biz kendi toplumumuzu ıslah edemedik ki başka bir toplumun sorun ve sıkıntılarına uzanalım. Biz Kudüs’e ne ile gideceğiz? Kimle gideceğiz? Kendi mahallemizdeki sorunları çözebilmiş, çözmekten aciziz yani.
Bakın bu üst meseleden nu meseleye getiriyorum sizi. Burayı görün yani. Burayı görmediğimiz müddetçe meseleyi çözemeyiz.
İlk yapılması gereken şey yakınlara davetti değil mi? Yakın kim? Senin akrabalarındır, komşularındır. Senin akrabaların senin adını bilmiyor. Senin komşuların senin adını bilmiyor. Ve biz İslam davetten bahsediyoruz. İslami mücadeleden bahsediyoruz. Mazlumların hak ve hukuklarından bahsediyoruz.
İnanın, pek haber izleme şeyim yoktur ama her denk geldiğimde bir tane adam kadınını öldürmüş. Her denk geldiğimde bir tane adam kendi çocuğunu öldürmüş. Ya kendi çocuğunu ya kendi çocuğunu öldürmüş yani. Bunlar Müslüman anne babadan doğmuş insanlar. Ne zaman bu kadar vahşileştiler? Ne kadar, ne zaman bunlar bu kadar canileştiler yani?
Dün şu toprak için canını veren o insanların çocukları bunlar. Dün İslam bayrağı yükselsin ve yücelsin diye kendi memleketlerini terk edip, gidip de bir daha dönmeyen adamların çocukları bunlar! İş bu kadar vahim… İş bu kadar önemli…
Kudüs meselesi evet önemli ama Kudüs’ün çözümü bizim kendi iç meselelerimizi bitirmemize bağlıdır. Bizim bugün oturup hesap etmemiz gerekiyor arkadaşlar.
Yani öncelikli meselelerimiz nelerdir? Biz bugün kimle kavga etmemiz gerekiyor? Kimle tartışmamız gerekiyor? Kimle sürtüşmemiz gerekiyor?
Bizim inanın şu an hiç kimseyle sürtüşebilecek bir zamanımız yok. Hiç kimseyle tartışabilecek bir zamanımız yok. Biz artık tabiri caiz ise kendi kabuğumuza çekilecek, kendi iç muhasebemizi yapacak ve ondan sonra içinde bulunmuş olduğumuz toplumun ıslahıyla bismillah deyip başlayacağız.
Kendi toplumumuzu ıslah edeceğiz ki ıslah ettiğimiz bu toplum zulme mani olsun. Zalimlerin karşısında durabilecek bir konuma gelsin.
Bugün Filistin dediği zaman kalbi atabilsin. Bugün Suriye dendiği zaman kalbi atabilsin. Kalbi atan bir toplum yok. Sadece anlık heyecana sahip olan maçta heyecanlandığı kadar heyecanlanan bir toplum var şu an karşımızda. Bunu unutmayalım! Maç tezahüratını yaparken heyecanlandığı kadar heyecanlanabilen hatta o kadar bile heyecanlanmayan bir topluluk var karşımızda şu anda.
İslami meselelerde bu duruma geldik. Ve vehn hastalığı tamamen bütün damarlarımıza nüfus etmiş durumda.
Bunu tedavisi önce başları imar etmek, kendimizi ıslah etmek ve içinde bulunmuş olduğumuz toplumun ıslahı için gerekil mücadele ve gayreti vermek.
Hakkınızı helal edin almış olduğum notların hiçbirini okuma fırsatı bulamadım ama notlar tamamen Filistin tarihi ile Kudüs tarihi ile alakalıydı. Ama bizim Kudüs tarihi ile ya da Filistin tarihi ile nereye varabileceğimiz konusu da işin ayrı bir sıkıntı bölümü. Yani bizim artık kendi meseleleri, artık kendi meselelerimizi çözümlememiz gerekiyor. Ve insanların ağzımıza tutturmuş olduğu meseleleri tartışmaktan uzaklaşmamız gerekiyor artık.
Sosyal medyada bir mesele çıkıyor. Bir bakıyorsunuz bütün herkes onu tartışıyor. Bütün dünya meselesi o! Siz isteseniz de istemeseniz de Kudüs’te İsrail orayı başkent olarak yapacak! Yapacak!
Bu sizin isteğinizle, tepkinizle değişebilecek bir şey değil. Sizin bu durumdan etkilenerek içine düşmüş olduğunuz o ciddi durumu fark ederek, hissederek kendinizi toplamanız gerekiyor. Kendinizi toplamanız gerekiyor. Proje üretmeniz ya da proje üreten insanların etrafında toplanmanız gerekiyor. Adım adım ama adım adım.
Siyonistlerin planını çözmek için, Siyonistlerin oyunlarını bertaraf etmek için sizin gayret ve mücadele etmeniz gerekiyor. Aksi durumda arkadaşlar her zaman bu zelil durumu yaşayacak. Bugün mesela birileri çıkıyor işte birkaç yıl içerisinde Mehdi çıkacak. Bunda işte şeyhtir, âlimdir, molladır bilmem nedir. Yani bizi neyle meşgul ettiklerini anlıyor musunuz?
1970’lerde de aynı şey söylenmişti. Cüheyman denilen kişi –Allah kendisinin şehadetini kabul etsin- Mekke’de çıktığı zaman işte başlarındaki kişinin Mehdi olduğuna inandılar. Mekke’de bir ayaklanma başlattılar. Ve oradaki Siyonistlerin oradaki uzantısı olan Su krallığı tarafından katledildiler, şehit edildiler.
Yani o günden bugüne 50 yıldan fazla geçti ve orada Mehdi diye arkasında gitmiş oldukları kişi salih bir kimse ona bir şey demiyorum ama Mehdi olmadı. Mehdilik de yapmadı. Bir şeyi de değiştiremedi. Artık bizim bu şeylerle değil proje üretmemiz gerekiyor.
Şimdi arkadaşlar bir problem var o da nedir? Tembel olan insanlar sürekli bahane üretirler. Şimdi yeni bahanemiz Mehdi midir onu bilmiyorum. Ama çalışkan olan insanlar çözüm üretirler. Bizim artık bu tembelliği bir tarafa bırakmamız kendimizi silkelememiz gerekiyor. Ve artık çözüm üreten bir ümmet olmamız gerekiyor.
Aksi durumda arkadaşlar sorunlarımızın çözümlenebilmesi yani bir sonuca varabilmesi mümkün değildir. Bugün Arakan ile ilgili yapılan yardım çalışmaları aynı şeyi söylüyorlar. Tırlarla yardım gönderebilirsiniz. Tırlarla yardım yapabilirsiniz. Benzer bir şey yapabilirsiniz. Siz orada bir proje üretmediğiniz takdirde sizin yapacağınız yardımlar sadece mideden lavaboya akan yardımlar olacaktır. Ötesini geçmeyecektir yani.
Ama biz insanların midelerini doyururken insanların zihinlerini de dolduracağız ki bunlar kendilerine oynanan oyunları hisseder, fark eder ve bunun karşısında mücadele edebilen bir toplum, bir topluluk olsun.
Bir karikatür gördüm arkadaşlar, 2-3 yaşlarında, belki de 4 yaşlarında bir çocuk, daha doğrusu bir fotoğraf. Koca bir ineği yani iplik bağlamışlar. Çocuk gittiği yere inek de onun arkasından gidiyor. Kafasını şöyle bir sallasa o çocuğu bir yerden başka bir tarafa fırlatır. Yani o kadar güçlü.
Ama ona biçarelik, acizlik psikolojisi empoze edilmiş. O ip kimin elindeyse onun arkasından gitmesi gerektiğine, o ipi tutanın kendisini istediği tarafa çekebileceğine inandığı için yani zihin bu anlamda istila edildiği için o kadar gücüne rağmen 4 yaşındaki çocuğun yönlendirilmesi ile hareket ediyor.
İslam ümmeti inanın şu an bu durumdadır. Bir kafasını silkelese yani o ipi tutanlar paramparça olacaklar. Ama yani biz yenemeyiz, alt edemeyiz, bunlarla baş edemeyiz, şunu yapamayız, bunu yapamayız. Ve onu İslami kaleme sahip olduğunu iddia eden aramızdaki ne oldukları belirsiz olan kişilerden başkası da vehmetmiyor, bunu unutmayın.
Ya o kalem satılıktır. Ya o kalem satılıklardan etkilenmiştir. İkisinde başkası değildir. Ya o kalem satılık ya da satılık olan kalemlerden etkilenmiştir. Üçüncü bir şık yok.
Rabbim Subhanehu ve Teâlâ bizi düzeltsin. Salihlerle haşretsin. Ve izzetli bir duruşu bizlere nasip etsin. İçinde bulunmuş olduğumuz toplumda sürülen değil zalimlerin, zulmün, batılın, küfrün karşısında durabilen kimseler kılsın.
Ubeyde B. Cerrahlar’ın askeri olabilme ya da Ubeyde B. Cerrah olabilme imkânları, fırsatı versin
(22.10.2023 Tarihli, Kudüs Dersi Notlarıdır.)
Abdullatif Mermer


