Bismillâhirrahmânirrahîm
Elhamdülillâh, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillâh
Nur Suresi 11. Ayet: “Şüphesiz ki (Aişe’ye zina iftirasında bulunarak) o yalanı getirenler, sizin içinizden bir topluluktur. Onu kendiniz için şer sanmayın. (Hayır, öyle değil!) Bilakis o, sizin için hayırlıdır. Onlardan her birine kazandığı günahın karşılığı vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır.”
Nur Suresi 12. Ayet: Onu işittiğiniz zaman, mümin erkeklerin ve mümin kadınların kendileri için hayır düşünmeleri ve “Bu, apaçık bir iftiradır!” demeleri gerekmez miydi?
Nur Suresi 13. Ayet: Buna dair dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Şahitleri getirmedikleri müddetçe bunlar, Allah yanında gerçek yalancılardır.
Nur Suresi 14. Ayet: Şayet dünyada ve ahirette üzerinizde Allah’ın ihsanı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız (dedikodular) nedeniyle, size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.
Nur SURESİ 15. Ayet: Hani onu birbirinizin dilinden alıyor, bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söylüyor ve onun kolay/basit bir şey olduğunu sanıyordunuz. (Oysa) o, Allah katında çok büyüktür.
Nur Suresi 16. Ayet: Onu duyduğunuz zaman: “Bizim bunu konuşmamız olacak şey değildir, seni tenzih ederiz. Bu, apaçık bir iftiradır.” demeniz gerekmez miydi?
Nur Suresi 17. Ayet: ayet müminler iseniz Allah, ebediyen böyle bir şeye dönmemeniz için size öğüt veriyor.
Nur Suresi 18. Ayet: Ve Allah sizler için ayetleri açıklıyor. Allah (her şeyi bilen) Alîm ve (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir.
Nur Suresi 19. Ayet: Şüphesiz ki fuhşiyatın müminler arasında yayılmasından hoşnut olanlara, dünyada ve ahirette can yakıcı bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Nur Suresi 20. Ayet: Şayet üzerinizde Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasa ve Allah (kullarına karşı şefkatli olan) Raûf ve (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm olmasaydı (hâliniz nice olurdu)?
Bu olay Beni Mustalik Gazvesi döneminde olmuştur. Rasulullah aleyhisselam 700 kişi ile oraya doğru hareket ediyor. Kabilenin reisi ise Haris b. Dırar, Cüveyriye annemizin babasıdır.
Bu 700 kişi arasında münafıklarda var, Ubey b. Selül gibi…
Münafıkların ahlakına baktığımızda genelde kolay ve dünyevi kazancı olan, karşılığı olan gazvelerde bulunurlardı. Beni Mustalik Gazvesinde de bu sebeple bulundular.
Allah, müminlere bu olayı yaşatarak göstermek istediği bir şey vardı. Kıyamete kadar tüm müminler böyle bir durum karşısında takınılması gereken tavrı öğretmişti.
Rasulullah aleyhisselam ve ashabı Medine’ye, savaşıp karşı taraftan 10, Müslümanlardan ise 1 kişinin ölmesi ve büyük ganimetler elde etmek ile geri dönerken; bir suyun başında Muhacir ve Ensar arasına bir sürtüşme yaşanır.
Orada Ubey b. Selül “Besle kargayı oysun gözünü” anlamında –haşa- bir cümle kurar.
“Hem Medine’yi elimizden aldılar hem de onları besledik. Vallahi döndüğümüzde izzetli olanlar zelil olanları çıkaracaklardır” diye ortalığı karıştırıyor.
Efendimiz aleyhisselam olanları duyunca üzülür. Hareket saati olmamasına rağmen insanları kaldırır. Sabahtan geceye geceden sabaha kadar durmadan onları yürütür. Hepsi yorgunluktan bitap düşer.
Neden böyle bir tavır sergiler Rasulullah (sav)?
Fitnenin yerini meşguliyet alması için…
Fitneler genelde boşlukta çıkar. Fitneler genelde yatan insanlar tarafından çıkar.
Rasulullah aleyhisselam bir yerde konaklamaya karar verir. Aişe annemiz ihtiyacını gidermek için oradan uzaklaşır ve döner.
Devamını kendi anlatıyor:
“Peygamber aleyhisselam her sefere çıkacağı zaman eşleri arasında kura çeker ve kura kime çıkarsa onunla giderdi. Bu seferde kura bana çıktı. Seferden dönerken bir yerde konakladık ve bende hedvecten çıktım oradan uzaklaştım. İhtiyacımı giderip geldiğimde baktım ki kolyem düşmüştü (kolye annesinin hediyesidir.)
Tekrar geri döndüm, zaman kaybettim. Geri döndüğümde ise kervan gitmişti. Biz kadınlar çok yemek yemediğimiz için zayıftık. Bu sebeple benim hedvecte olup olmadığımı anlayamamışlar ve gitmişlerdi.
Bende nasıl olsa olmadığımı fark edip geri dönerler düşüncesi ile oturdum, uyuyakalmışım.”
Sahabe içerisinde Saffan b. Muattal (ra) uyku zafiyeti olan bir sahabemizdi. Rasulullah her insana fıtratına uygun görevler verirdi. Saffan’a (ra) da ardıç görevi verdi. Ordu oradan ayrıldığında Saffan uyandığı zaman geride kalan eşyaları toplayıp orduya yetişiyordu.
Saffan o günde geride kalmıştı ve Aişe annemizi görünce onu tanıdı. Aişe annemiz: “Beni örtü emrinden önce görmüştü ve bu sebeple tanıyordu. Başıma gelince ‘İnna lillahi ve inna ileyhi raciun’ dedi ve ben uyandım.”
O nesil o kadar iffetli bir nesil ki aralarında hiçbir konuşma geçmiyor. “Neden buradasın, ne yapıyorsun?” hiçbir soru yok…
Aişe annemiz: “Saffan deveyi yere çöktürdü. Bende devenin üzerine çıktım. O da önden deveyi çekti.” Diyor.
Sabah olduğunda orduya yetişiyorlar. İbn Selül bu olayı görünce: “Vallahi ne bu erkek ne bu kadının ne de bu kadın bu erkeğin şerrinden kurtulmuştur” diyor.
Bir zan ortaya atıyor ve ateşi fitilliyor.
Aişe annemiz anlatıyor:
“Medine’ye vardığımızda ben hastaydım ve olayı hiç bilmiyordum. Normalde hastalandığım zaman bana yakın ilgi gösteren Peygamber aleyhisselam o günlerde bana yakın ilgi göstermiyor sadece nasıl olduğumu sorup gidiyordu. Ben bu durumu fark edince izin isteyip babamın evine geçtim.
Ümmü Mistah ziyaretime geldi. İhtiyacımızı gidermek için biraz uzaklaştık. O sırada Ümmü Mistah eteğine takılıp düştü.
“Mistah helak olsun!” dedi. Mistah, oğlu ve Bedir ehlindendi.”
Aişe annemiz Ümmü Mistah’a neden öyle söylediğini sorunca o gün iftiraların odağı olduğunu duyuyor. Üstelik Hasan b. Sabit, Zeynep annemizin kız kardeşi, Mistah ve ismi verilmeyen bazı müminlerin de bu iftira olayına karıştığını duyuyor.
Aişe annemiz iftirayı duyunca yıkılıyor. 1 ay Medin bu konu ile çalkalanıyor.
Allah 1 ay bu fitnenin yayılıp insanların konuşmasına izin veriyor.
Efendimiz Usame’yi (ra) çağırıyor. Bu konu hakkında ne düşündüğünü soruyor.
Efendimiz hanımını biliyor, tanıyor ama bir eş olarak “İftiradır” dese karşı tarafta münafıklar, bu iftiraya bulaşmış sahabeler de var ve tepkiler büyüyecek.
Usame (ra): “ Ben sizin eşleriniz hakkında hayırdan başka bir şey bilmem. Böyle bir şey yapmasını düşünemeyiz.” Diyor.
Hz. Ali (ra), cariyesine sormayı teklif eder.
Cariyesi Berire: “ Ben kınanacak sadece şunu gördüm: hamuru yoğururdu. Bedeni cılız olduğu için yatardı, keçi de gelir onu yerdi. Başka da bir şeyini görmedim. Hayırdan başka bir şey bilmiyorum.” Diyor.
Aişe (ra) “Zeyneb b. Çahş (ra) Peygamber hanımları içinde benimle rakip konumunda tek kişiydi. Rasulullah aleyhisselam ona sorunca Allah onu bu fitneye bulaşmaktan korusu. Takva ve verasından dolayı, ‘Ben Aişe hakkında hayırdan başka bir şey bilmem’ dedi.”
Tüm bu malumatlardan sonra Peygamber aleyhisselam hutbeye çıktı: “Ben hanımım Aişe hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Onunla ismi geçen hakkında da hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Beni şu adamın dilinden kurtaracak kimse yok mu?” dedi.
“Şu adam” diye kast edilen İbn Selül değildir. Ne yazık ki buradaki hitap Hasan b. Sabit içindir.
Sad b. Muaz (ra): “Eğer o bizim kabileden ise biz onun başını vururuz.”
Olaylar karışıyor ve sahabe birbirine girmeye başlıyordu. Sırf kendi kavminden diye bazıları Hassan’ı da koruyordu.
Rasulullah aleyhisselam hutbeden inip onları sakinleştiriyor ve Aişe annemizin yanına gidiyor:
“Ey Aişe, eğer ki böyle bir şey yaptıysan yaptığın şeyden dolayı Allah’a Tevbe et. (Mühimdir ki Rasulullah aleyhisselam itiraf et demiyor.) Eğer böyle bir şey olmamışsa Allah seni temize çıkaracaktır.”
Aişe annemiz ihtimalinin bile getirilmesinden dolayı 2 gün boyunca uyumadan ağlıyor. Sonra Allah Nur suresinin ayetlerini indiriyor. Bu olayın bir iftira olduğunu söylüyor.
Ebu Bekir (ra), Aişe annemize: “Kalk eşinin elini öp ve teşekkür et.” Diyor
Aişe annemiz ise: “Ben bu konuda kimseye teşekkür etmem çünkü bu konuda beni temize çıkaran Allah’tır. O’na hamd ederim.” Diyor.
Bu olay sırasında Rasulullah aleyhisselam Hz. Ömer’e de düşüncesini sormuştu. Hz. Ömer: “Ya Rasulullah, siz bize bir gün namaz kıldırıyordunuz. O sırada ayakkabınızı çıkarıp fırlattınız. Biz de aynısını yaptık. Neden yaptığımızı sorduğunuzda size itaat etmek için yaptığımızı söyledik. Siz de dediniz ki: ‘Benim ayağımın altında necaset vardı, bana Cebrail gelip bildirdi. Bende çıkardım ve attım.’
Ya Rasulullah, ayakkabınızdaki necaseti bildiren Allah sizin eviniz ile ilgili necaseti de bildirir, müsterih olun.”
İfk hadisesi Asrı saadet ile başladı ama bitmedi.
Hz. Ömer döneminde Hz. Ömer gece dışarı çıkıp Medine sokaklarını kontrol ediyor. O sırada bir erkek ve kadının kol kola bir yere gittiğini görüyor. Onları takip ediyor. Bir eve girdiklerini görüyor. Duyduğu sesler ile onda bir kanı oluşuyor. Çok öfkeleniyor ve geri dönüyor. Hz. Ali ve birkaç sahabe ile istişare ediyor. O 2 kişi getirtiliyor. Hz. Ali, Hz. Ömer’e “Şahidin var mı?” diyor.
Olaya şahitlik yapan adalet timsali Ömer(ra)…
Ama İslam öyle bir din ki şahidin yoksa Ömer bile olsan dinlenmezsin.
Mısır’da Seyyid Kutub ile ilgili bir kişi konuşuyor: “Vallahi ben Seyyid Kutub’un hanımı ve kızını açık bir şekilde gezerken gördüm.” Diyor. Orada bulunan biri: “Sen unu gözlerinle gördün mü?” diye soruyor. Adam “Evet” deyince:
“Ey cemaat, şahit olun ki bu adam yalancıdır. Çünkü Seyyid Kutub evli değildir, kızı da olamaz.” Diyor.
Seyyid Kutub evli olsaydı da bu duruş yine aynı olmalıdır.
Müslümanlar hakkında, davetçiler hakkında her türlü iftiralar atlıyor. Durmuyor. Allah’tan korkmadan yayılıyor ve insanlara ulaştırılıyor. Bu ise bizim tarafımızdan yapılıyor.
Allah: “Sizin içinizden olan bir taife tarafından bu yapıldı” diyor.
Peki, ben böyle bir olayı duyduğumda geriye çekilip “Ben karışmam” diyebilir miyim?
Müslümanlara atılan iftirayı bırakın yaymayı onu duyunca susmak ile yanlıştır.
Allah susanlar için: “ Onlar hüsnü zan besleyip buy apaçık bir iftiradır demeleri gerekmez miydi?” diyor.
Bu ayetten ve konudan 2 şey anlıyoruz:
1- Taraf olmak zorundasın. Taraf olmazsan sen de iftiranın içindesin demektir.
2- Şahidin yoksa Ömer bile olsa susmak zorundasın.
Rabbimiz: “Ele başı olanlar için büyük bir azap vardır.” Diyor
Burada ele başından kastın alimlerimiz Hasan b. Sabit olduğunu söylüyor.
Bir müddet geçince Hasan b. Sabit, Aişe annemizin yanına gidip ona şiir okuyor. İnsanlar tepki veriyor. “Nasıl yanına aldın, o sana iftira attı” diyorlar.
Aişe annemiz: “Kör olmak yeterli bir azap değil mi?” diyor.
Hasan b. Sabit bu olay sonrası kör oluyor.
Hasan b. Sabit sahabedir. Sahabe bile olsan cezanı çekiyorsun.
Allah onlara Tevbe fırsatı verdi. Ya bize vermezse?
O sebeple; iftirayı atan, yayan olmaktan sakın! İftiraya karşı her zaman hakkın yanında ol!
Ebu Eyyub (ra) o iftira günlerinde evine geliyor. Eşi durumu duyup duymadığını sorunca o direk şunu söylüyor:
“Duydum. O bir yalandır. Ey Ümmü Eyyub, o gece Saffan ile sen orada olsaydın o işi yapar mıydın? Diye soruyor
Eşi: “Allah’a sığınırım.” Diyor. Ebu Eyyub (ra): “Aişe senden daha hayırlıdır ve daha faziletlidir. Saffan’ın yerinde ben olsam ben bunu yapar mıydım?”
Eşi: “yapmazdın” diyor.
“Evet yapmazdım. Saffan ise benden daha hayırlıdır.” Diyor.
Allah’ın istediği tavır, Eyyub El Ensari’nin tavrıdır. Allah sahabeden bunu istedi ve sessiz kalanları bile eleştirdi.
Bu bir şahsiyet sorunudur. İslam ümmeti bu şahsiyetsizlikten kurtulmadığı müddetçe bir yere varamaz.
Allah “Bu iftiranın yayılmasından hoşlananlar vardır” diyor. Hem de Müslümanlar içerisinde…
Bu ıslah edilmesi gereken bir ahlaktır. Bu konunun tedavi olması gerektiğini Allah bizlere öğütlüyor.
Bugün Müslümanlar hakkında da onlarca iftira atılıyor.
Allah bu iftiralar karşısında susmayı uygun görmüyor. Hakkın yanında olmayı bizlere emrediyor.
Allah bizlere böyle bir durumda takınılması gereken tavrı gösteriyor.
Velhamdulillahi Rabbil Alemin
(22.09.2016 Tarihli, İfk Hadisesi Konferansından Notlar)
Abdullatif Mermer


